DERS ZİLİ DEĞİL,
GÜVENLİK ZİLİ ÇALMALI
Bugün ülkede güneşli bir gün ama bir okuldan gelen haber hepimizin içini burktu. Bir öğrenci, silahla okuluna giriyor ve arkadaşlarını yaralıyor. Daha önceki olaylarda da öğretmenlerimiz sınıflarda, koridorlarda yaralandı. Yaralanan her öğrenci, yaralanan her öğretmen, eğitim için çalan bir alarm zilidir. Görmezden gelemeyiz.
Okul dediğimiz yer, bir çocuğun sabah güvenle emanet edildiği, bir öğretmenin mesleğini korkusuzca icra ettiği yer olmalı. Fakat gerçeğe bakalım: Çoğu okulumuzun kapısında ciddi bir kontrol yok. Bahçede caydırıcı bir görevli beklemiyor. Koridorda nöbetçi öğrenci var, güvenlik yok. Zil çalıyor ama önlem çalmıyor.
Yıllarca “Çocuk yapar, geçer” dedik. “Öğretmen idare eder, halleder” diye teselli olduk. Artık bu cümleler yetmiyor. Çünkü sınıfa kesici alet giriyorsa, çantada silah taşınıyorsa, mesele iyi niyet değil, sistem meselesidir. Önlem meselesidir. Sorumluluk meselesidir.
Okullara güvenlik şart.
Önce kapı güvenliği sağlanmalı. AVM’ye girerken, adliyeye girerken, hatta konsere giderken x-ray cihazından geçiyoruz. Çantalar açılıyor, üstümüz aranıyor. Peki çocuklarımızın günde 8 saatini geçirdiği okulda bu neden yok? Bir x-ray cihazı, bir metal dedektörü, girişlerde yapılacak basit bir çanta kontrolü pek çok riski daha kapıdan içeri girmeden durdurur. Bu lüks değil, temel ihtiyaç.
Sonra sabit güvenlik görevlisi şart. Her okulda, kadrolu, işini bilen, çocuk psikolojisi eğitimi almış en az iki personel bulunmalı. Kriz anında soğukkanlı kalacak, önleyici olacak, caydırıcı olacak. Adına polis deyin, özel güvenlik deyin, okul gözetmeni deyin. İsim tartışmayı bırakalım artık. O kapıda, o bahçede birinin durması gerekiyor. Varlığı bile yeter.
Ve unutmayalım: Öğretmen de güvende olmalı. Öğretmeni koruyamadığımız bir yerde çocuğu koruyamayız. Öğretmenler Odası bir sığınak değil, nefes alma alanı. Öğretmenin de dersi tahtaya döndüğünde arkasını kollamak zorunda kalmadan anlatmaya hakkı var. Öğretmen tedirginse sınıf öğrenemez. Bu kadar basit.
“Okulu cezaevine çevirmeyelim” itirazını biliyorum. Haklı bir kaygı. Ama tedbir cezaevi demek değil. Tedbir, güvenli alan demek. Bugün bir okulda çocuklar yaralandı. Yarın hangi il, hangi sıra, hangi teneffüs? Bu soruyu sormamak için önlemi bugünden almak zorundayız. Travmayı yaşamaktansa önlemi konuşmak evladır.
Veli artık sabah çocuğunu uğurlarken “beslenmeni yedin mi” diye sormuyor, “okulda başınıza bir iş geldi mi” diye soruyor. Bir velinin diline bu soru düştüyse, sistemde bir açık var demektir. O açığı genelgeyle, temenniyle kapatamayız.
Ne gerekiyorsa yapılmalı
Ama o zil bir daha çalmadan her okulun kapısına işi bilen bir görevli konulmalı. Çünkü eğitim, matematikten, coğrafyadan önce can güvenliğinde başlar.
Çocuklarımızın da öğretmenlerimizin de derste aklında tek bir şey olmalı: Tahtadaki konu. Korku değil, tedirginlik değil, acaba değil. Sadece ders.
*Okullara güvenlik şart.* Bu bir talep değil, zaruret. Bu bir tartışma başlığı değil, kapanması gereken bir defter. Yarın bir başka okuldan, bir başka sınıftan “yaralandı” haberi almak istemiyorsak, bugün o kapıya bir görevli koyacağız. Çocuk gülerek girecek o kapıdan, öğretmen başı dik çıkacak. Zil çaldığında sadece ders başlayacak. Çünkü güvenli olmayan yerde eğitim olmaz, sadece hayatta kalma dersi olur. Ve biz çocuklarımıza hayatta kalmayı değil, yaşamayı öğretmek zorundayız.
İşte bu yüzden, son cümle bir nokta değil, bir başlangıç olsun:
Okullara güvenlik

























































Yorum Yazın