Reklamı Geç
Leben
Vadi
Katık Döner
Samet İnşaat
İrfan Osman HATİPOĞLU

İrfan Osman HATİPOĞLU

Mail: iohatip@hotmail.com

Üretmek derken…

Üretmek derken…

 

İrfan O. Hatipoğlu

 

Semt sebze meyve pazarlarını dolaştığımızda sıklıkla satıcıların mallarını satmakta, yurttaşların satın almakta zorlandıkları şikâyetleri ile karşılaşırız. Sorunu daha ileriye taşırsak, üreticiler (çiftçiler) üretim girdilerinin pahalı olması, emeklerinin karşılığını alamamaları nedeniyle üretmekte zorlandıklarını, arttık üretmekten vazgeçecekleri sızlanmasını duyarız. Şikâyetçi olan yurttaşlar olarak, çözümü üretici ve tüketici arasındaki aktarım ağlarının kısaltılmasında görür, ilk başmağının üreticinin korunması olduğunun da farkındayızdır. Bu nedenle belediyeler, kooperatifler, oluşturulan sivil organizasyonlar aracılığı ile tarladan sofraya uzanan yolu kısaltarak üreticinin ve tüketicinin kazançlı çıkacağı uygulamaları kutsarız. Azımsanmayacak emek harcarız.

 

Ülkemizde yeterli üretim potansiyeli olmasına karşın, ucuz ve sağlıklı besin maddesine neden ulaşamıyoruz? Bunun nedeni uygulanmakta olan neo-liberal tarım politikasıdır. Politik seçimin özünü tarımsal desteklerin yetersiz tutulması, tarımsal üretimi kontrol eden/sürdürülebilir kılan KİT’lerin özelleştirilmesi, temel üretim girdilerinde yerli üretim özendirilmeyerek girdilerde (yaklaşık yüzde 60) dışa bağımlı kılmak, kurulu ürün aktarım ağlarını kısaltmak yerine çoğaltmak, üretimden tüketim aşaması sürecinde etkin fiyat kontrolünün yapılmaması oluşturur. Geleneksel/küçük aile işletmeciliği yerine, öncelediği tarımsal üretim modeli de endüstriyel tarımsal üretimdir. Endüstriyel tarım uluslararası tarım kimyasalları, tohum tekellerine bağlı yapılan, insanı ve doğayı öncelemeyen, yağmacı, kar etme temellidir. Farklı bir değişle, sağlıklı üretim yerine daha fazla üretimi benimseyerek, genetik yapısı değiştirilmiş (örneğin buğdayın şekli dışında, buğday olmaktan çıkması vb.), ağır metaller içeren sağlıksız besin üretim modelidir.

 

Uygulanmakta olan neo-liberal tarım politikası ülke tarımında geri dönüşü olmayan yıkımlar oluşturdu Üretim sürecini pahalandırarak, üretimi sürdürülebilir olmaktan çıkardı. Kırsal alan boşaldı. Geleneksel tarımı ve küçük üreticiyi yok ederek, çiftçileri kent varoşlarında ‘tarım muhaciri’ olarak yığdı. Çiftçilik yaşlıların (ortama yaş aralığı 60-65’tir) çalışma alanı haline gelerek üretim gizil gücü kaybedildi. Binlerce yıllık üretim kültürünün/deneyiminin aktarımı yapılamadığından kırsal alanda “üretim kısırlığı” oluştu. Oysa ucuz ve sağlıklı besin üretimi tarımsal kimyasalların kullanılmadığı, ata tohumuna dayalı, doğa dostu ‘geleneksel/küçük aile işletmeleri’ tarafından yapılabilir. Sürdürülebilirliği de genç çiftçileri topraklarında tutundurmaktan, üretim kültürünün/deneyiminin aktarımından geçer.

 

Bugün yurttaşlar olarak sağlıklı, ucuz besin maddesine ulaşmamız kolay değil. Umutsuz da değiliz. İnsanlarımızda sağlıklı besin maddesine ulaşma istencinin artması, bu istence yanıt olarak kamusal duyarlığı olan belediyelerin, kooperatiflerin, oluşturulan sivil organizasyonlarının öncülüğünde başlatılan “ata tohumu” kullanımını önceleyen geleneksel/küçük aile işletmesi üretim modeli girişimlerinin yaygınlaşması umut verici gelişmelerdir.

 

Bu çabalar, istenç başarılı olmazsa “tükettikçe sağlığı bozulan” bir toplum duruna geleceğiz. Bilginiz olsun.

Whatsapp İhbar Hattı

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar
Yükseliş