EN BEKLEMEDİĞİMİZ ANLARDA
Hatay, büyük bir deprem geçirdi.
Toprak sarsıldı, evlerimiz gitti.
Annemiz, babamız, en yakınlarımız Canlarımız gitti.
Hayvanlarımız gitti. ömrümüzden ömür gitti.
Duvarların arasında sakladığımız anılar, çocukluğumuzun geçtiği odalar, bayram sabahı kurulan sofralar…
Hepsi bir anda sustu.
Daha nefes alamadan, gökyüzü yükünü bıraktı. Yağmurlar, seller…
Su, toprağın yarasına tuz bastı.
Tarlamız gitti, ekinimiz gitti.
Alın teriyle suladığımız toprak çamura döndü.
Sel sularına kapılan araçlarımız gitti. Bir evin geçimini sağlayan kamyonet, çocuğu okula götüren araba, dedenin gururla sildiği traktör…
Araçlarımızdan parçalar gitti, plakalar gitti. Çamura saplanmış bir tampon, bir dala takılmış dikiz aynası…
Hepsi bir hayatın parçasıydı.
Hayat böyle bir şey işte. Hazırlık yaparsın, plan kurarsın, yarına güvenirsin. Ekin ekersin, hasadı beklersin.
Düğün için gün sayarsın, torunun doğumuna çeyiz hazırlarsın.
Sonra bir an gelir, ne takvim tanır ne adres. En beklemediğimiz anlarda, en alakasız yerlerde bir parçamızı bırakıp gideriz.
Bir evin eşiğinde anahtar, kapının arkasında asılı bir mont.
Tarlada yeşermeyi bekleyen tohum, ambarın köşesinde duran bir çuval buğday.
Ahırda sesini özlediğimiz bir nefes, bahçede su bekleyen bir fidan.
Deprem de, sel de kapıyı çalmaz. Gelir, alır, gider.
Geriye çamurda bir plaka, dala takılmış bir kapı, toprağa karışmış bir anı, bir çocuğun okul çantası, bir annenin tenceresi kalır.
Afetlerde öyle. Korkacağız, ağlayacağız, yıkılacağız.
Dizimizin bağı çözülecek, sesimiz kısılacak.
Sonra kalkacağız.
Çünkü geride kalan bizler, o bıraktığımız parçaları taşırız. Kayıp sandığımız şeyler aslında bize emanet olur. Hatay bunu öğrendi.
Enkazın içinden kırık bir fincan çıkarıp “biz buradaydık” demek, selin götürdüğü traktörün tekerini yoldan çekip “ekmeye devam edeceğiz” demek, çamurdan bir fotoğrafı silip duvara asmak…
Hepsi yaşadığımızın kanıtı.
Komşu komşuya el uzatınca, bir tas çorba iki kapıya yetince, ıslak bir battaniye güneşte kuruyunca anladık:
Biz sadece evimizi değil, birbirimizi de kaybettik sandık.
Ama bulduk. Acıda, çamurda, molozda yeniden bulduk.
Hayat, bıraktığımız parçalarla değil, taşıdığımız umutla devam eder.
Ev gider, yeniden yapılır.
Tarla gider, yeniden sürülür.
Araba gider, yerine yenisi gelir.
Can gider, yüreğe gömülür ve orada yaşar.
Anılar gider, anlatıldıkça çoğalır.
Hatay da, biz de, yeniden.
Çünkü en beklemediğimiz anlarda eksilsek de, en umulmadık yerden yeşermeyi biliriz.
Bir zeytin dalı gibi, kırıldı sanırsın, kökünden sürgün verir.
Bir nar tanesi gibi, dağılsa da her tanesinde hayat taşır.
Ve bugün, yine toprağa basıyoruz. Basacağız bu sefer korkarak değil. Eksilerek değil, çoğalarak.
Çünkü biz parçalarımızı bıraktığımız yerde kendimizi yeniden kurmayı öğrendik.
Yıkılanın yerine dik durmayı, gidenin ardından yürümeyi öğrendik.
Acıyı gömüp üstüne umut ekmeyi öğrendik.
O toprak bizi sınadı, biz de toprağa söz verdik.
Yarım kalan ekin tamamlanacak, susan evler seslenecek, eksilen sofra kalabalık olacak.
Çünkü biz düştüğümüz yerden kalkmayı değil,
düştüğümüz yeri ayağa kaldırmayı seçtik.
Hatay ayağa kalkıyor.
Biz ayağa kalkıyoruz. Parça parça değil, bütün olarak.

























































Yorum Yazın