Reklamı Geç
Musullu Ticret
Massima Çavuşoğlu Mobilya
Samandağ Hastanesi
istanbul oto gaz
HÜLYA İSKİFOĞLU

HÜLYA İSKİFOĞLU

Mail: hulyaiskifoglu@gmail.com

Susan mı? Susturulan mı? Susturan mı?

 

Susan mı? Susturulan mı? Susturan mı?


“Hangisi dilsiz şeytan?” Diye sormak lazım gelir ise şayet; göz göre göre yapılan bir haksızlık karşısında ‘sözlü ya da eylemsel hiçbir müdahalede bulunmamak’ genel tabiri ile Efendimizin de buyurduğu üzere elbette ‘susan’ diyeceğiz.


Çıkarlar uğruna yapılan yanlışlar, haksızlıklar, zulümler, suç ve cezanın orantısızlığı, ayrıştırmalar, ayrıcalıklar ve kayırmacalar vs. gibi durumlar karşısında sessiz kalmak, elden hiç bir şey gelmese de tüm bunlara karşın bir farkındalık dahi oluşturmamak, Efendimizin tabirini tanımlar nitelikte... İçerisinde bulunduğumuz gemi dinden dem vurularak yürütülecekse eğer, bu hadisi şerifi de mevcut konjonktürde yorumlamak, itina ile dikkate almak gerek!...


Peki ya bütün bu haksızlıklar karşısında cezai setlerle ‘susturulan?’... Susturulan toplumlar, topluluklar için de aynı şey söylenebilir mi? Bugünkü konjonktürde böylesi bir ithamın kabulü; tevili, sapı samanla harmanlamak olmaz mı? Yahut yapılan birçok iddialara karşın tek kelime etmemek, edememek, toz duman bu harmanla harmonize mi?
Yoksa postmodern üssü diji çağda Şeytan, üslup değiştirip haksızlıklar karşısında ‘susturan’ “dilli” oldu da biz mi bilmiyoruz?!


İşte tüm bu sorular avazı çıktığınca bağırıyor zihnimde... sömürünün pranga boyutları takılıveriyor kalemimin ucuna... Akılcı bir üslup cımbızlayıp kelimeleri, şeytanın da nihayetinde bir melek olduğunu anımsatıveriyor...


Sosyolojik düzlemde böylesi bir dertten muzdarip, primat eylemler geliştiren toplumun susturulma öncülü, bireyin sosyalizasyon sürecinde ebeveynlerin yanlış tutum ve cezai uygulamalarına mı dayanıyor deyip bir analize yönleniveriyorkalemim. Konuyu farklı boyutlara taşıyıp evriltmek gibi bir niyetim yok. Ama ne ala kalem bu! sürükleyiveriyor düşünceleri ardı sıra ... Konuşması kısıtlanan, susturulan ve özgüveni baskılanan bireylerin, yaşadıkları coğrafyanın değer yargıları ile paralel gelişen algı ve davranış biçimlerine, doğru orantılı olduğu varsayımımızda toplumsal gelişimin anomikolup olmadığı teşhisine varılabilir. Sosyalizasyon sürecinde ve sonrasında karar mekanizmalarının güç kontrolü ile susturularak duygu dünyaları ve özgüvenleri tahrip edilen bireylerden oluşan toplumun anomik döngüselliği, normlara sığmayan bireylere atfedilen anomi ile negatif korelasyonoluşturabilir.


Şeytana pabucunu ters giydirmeye teşebbüs ile şayet aileden başlayan bir iyileştirme, değişim/dönüşüm söz konusu olacak ise; toplumun iliğine işlemiş bu tutumun kodlarını güncellemek, geriye doğru ilerlemeye son vermek, yani iliğe ulaşmak için kemiği kırmak gerekir. 


Baskılayıcı unsurlar ile susturulmuş bir toplum yaratmak, menfi çıkarlara uygun nakşedilen İslam ile nabzı kontrol etme politik anlayışı, inanç silahını kuşanan toplumlarda, Efendimizin birçok sözüne ters düşerken; Batı toplumlarında, cehennemi satın alanlar, ‘Tanrı öldü’ diyen filozoflar, mitlerden arınma çabaları sarf ederek, düşünce ve ifade özgürlüğünü, eleştirel aklı ön plana alarak zihinlerdeki prangaları çözmeyi hedeflemişler... Nitekim zihinlerindeki zincirleri göremeyen kölelerin vereceği mücadele, ayaklarındaki prangayı gören kölelerin mücadelesinden, elbette çok daha vahim ve zor olacaktır. Bu minvalde Platon’un mağara metaforu kayda değer bir örnek teşkil eder.


Özgüveni zedelenen, susturulan, ‘ben bilmem merkez bilir’ anlayışı ile beslenen bireylerden oluşan toplumların düşünceleri, gözlemleri, hipotezleri, eyleme dönüştürme tasarımları da, gelişim imkanları dâhilinde olacaktır. Ancak yine de bu dengelenimin hakkını görmek gerek ise; Batı’nın emprisizmine, Doğu’nun hipotezleri, gözlemleri ışık tutmuş demek mümkün olabilir. Doğu tevekkülde iken, Batı’nın tedbir alıp bilimde yol almasını ilimden ayrı düşünmek, yaratımdaki zıtlık ilkesine ters düşer düşüncesi ile, yapılan tüm haksızlıklara karşı susmama gerekliliği ve karşı duruşların da, bu dengelenim de var olduğunu varsayıyorum...


Konuşma özgürlüğü, güvenlik hakları vs. gibi tüm doğal haklarımızı çiğneyenleri cezalandırma yetkisi verdiğimiz karar mekanizmalarının görevi ancak bununla sınırlıdır. Şayet varlık sebeplerine aykırı davranmamış olurlar ise; Biz de onca haksızlıklara karşı susan mı?, susturulan mı?, susturan mı?

Şeytan diye yorumsamacı bir yaklaşım ile analiz etmek durumunda kalmamış oluruz vesselam!...
 

Komagene

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar
Odabaşı PTT