BABA OCAĞINDAKİ SESSİZLİK
Bazen insan, hayatın en büyük hakikatini bir mezarlık sessizliğinde, bir yıkıntının ortasında yeniden hatırlar.
Bugün baba ocağındaydım, Hassa’da, Söğüt’te.
Çocukluğumun geçtiği, kişilik ve karakterimin şekillendiği yerde.
Anne babam rahmetli olmuşlardı yıllar önce. Deprem, bizim evimizi de yıkarak yok etti maalesef.
Ama insanın içindeki “ev” kolay yıkılmıyor.
Adımlarımı attığım her yerde bir hatıra vardı.
Bir köşede annemin sesi, başka bir köşede babamın gölgesi.
Fakat sonra gözüm yıkıntılara takıldı.
6 Şubat depreminde yerle bir olan o sokaklar…
Bir zamanlar hayat dolu olan o evler…
Ve bir kez daha anladım:
Sizde biliyorsunuz ki bu dünya gerçekten de fâni. İnsan çoğu zaman bunu unutuyor.
Sanki hep burada kalacakmışız gibi yaşıyoruz.
Sanki ölüm başkalarına uğrayan bir misafir, bize hiç uğramayacak gibi…
Oysa insan, doğduğu anda ölmeye başlar.
Her gün bir gün daha yaklaşırız ölüm dediğimiz sona.
Bugün mezarlıkta anne babamın kabri başında durdum uzun uzun.
Ben dua ederken sessizlik vardı kabristanda.
Bununla beraber o sessizlik çok şey anlatıyordu.
Önce keşkeler geldi aklıma:
“Keşke daha çok sarılsaydım…”
“Keşke bir sözünü daha fazla dinleseydim…”
“Keşke kırdıysam helallik alsaydım…”
İnsan kabir başında daha iyi anlıyor:
Küçük şeyler için kırmaya değmez…
Önemsiz meseleler uğruna kalp incitmeye değmez…
Çünkü bir gün herkes göçüyor.
Deprem bize gösterdi:
Ev dediğin bir anda yıkılıyor…
Makam dediğin bir anda unutuluyor…
Dünya dediğin bir anda elden gidiyor…
Unutmayalım ki makam da, mal da, mülk de burada kalıyor.
Yaşayan sadece iyiliklerimiz, ibadetlerimiz.
Bir de ardımızdan söylenecek birkaç iyi söz…
Allah hepimize, kırmadan, incitmeden, güzel izler bırakarak yaşamayı nasip etsin.
Ebedî hayata geçişin kapısı olan ölüm ile karşılaşmadan önce ona hazır oluruz inşallah.
Her şey bütünün hayrına olsun…
Eyvallah.

























































Yorum Yazın