CUMHURİYET KAVRAMI ve MÜSTENİDÂTINA DÂİR
( *) (**)(*2-)
Bu çalışmamdan önce, kısa bir değerlendirmede bulunmuştum. Okuyucularımızı bunu hatırlayacaklardır. Bu sefer ise biraz daha ayrıntı sunmaya çalışacağım. Cumhuriyet kavramı üzerine kafa yoranların dayandıkları sözlüklere göre “cumhuriyet” kelimesi, “cumhur” kelimesinden doğuyor. Zamanla “Cumhur” kelimesi, “Cumhuriyete” dönüşüyor. Bu sözlükleri şöyle sıralayabiliriz: 1- Fîrûzâbâdî'(Mevlâna Hâlidi Bağdadî’nin (1779-1827) ezberlediği 60 ciltlik sözlük) 2- al-Ûkiyânûs al-basit fi tarcamat al-kâmûs al-muhit, bu sözlük, Fîrûzâbâdî’ye dayalıdır. 3- The saurus Linguarum Orientalium Turcicæ, Arabicæ, Persicæ 4- Lugat-ı Remzi 5- Lehçe-i Osmanî 6- Resimli Kamus-i Osmanî 7- Diyanet İslam Ansiklopedisi’nde ‘cumhur’ maddesinin yazarı Salim Öğüt 8- Ahterî Mustafa Efendi, “Ahterî-i Kebîr” 9- Şemseddin Sami (1850-1904), “Kamus-ı Turkî” 10- W. Redhouse (1811-1892), “Müntahabât-i Lügât-i Osmâniyye” , adıyla bilinen sözlüğünde, “cumhur” kelimesini, “Hâkimleri intihâbî olup padişahsız olan devlet ve cemaat ve kavil ve ehle kâil olan âlimler cemaati ve devletin hey’et-i mecmûâsı” diye açıklamaktadır.11- Ferit Devellioğlu (1906-1985), “Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat”ında “cumhûr”u “halk, ahâli; kalabalık; başıboş kalabalık” diye belirttikten sonra “cumhûr-i hükemâ (filozoflar topluluğu)”, “cumhûr-i nâs (halk kalabalığı)” gibi deyimlere de açıklık getirmektedir. Devellioğlu, aynı sözlüğünün 1984 basımlı “nüsha”sında da ‘cumhur’u “halk, ahâli, kalabalık, başıboş kalabalık” diye belirtmektedir. 12- İsmet Zeki Eyuboğlu (1925-2003), “Türk Dilinin Etimoloji sözlüğünde, cumhuriyet kelimesini, ‘başıboş kalabalık, sürü ve yığın karşılığındaki cumhur kelimesine bağlamaktadır.13- Avusturyalı Türkolog Andreas Tıetze (1914-2003), “Tarihi ve Etimolojik Türkiye
Türkçesi Lugatı” adlı sözlüğünde ‘cumhur’un karşılığını “halk, umûm, herkes” diye belirterek cumhuriyet dönemindeki bir kısım sözlükçülerin bu yöndeki eklemelerini tekrar etmiştir. 14- Abdullah Yeğin (1924-2016), “İslamî-ilmî-edebî-felsefî Yeni Lügat” adlı eserinde ‘cumhur’u “Halk topluluğu. Hey’et, takım. Aynı kararı veya hükmü kabul edenler. Âlimlerin çoğu, ekseriyeti. Seçimle idare edilen devlet.” diye açıklamaktadır.15- Ekrem Hakkı Ayverdi’nin eşi İlhan Ayverdi, (1926-2009), “Kubbealtı lügatında ‘cumhur’un Arapça menşeili olduğunu belirterek “halk, halk topluluğu; topluluk, heyet, sınıf” diye karşılığını genişleterek açıklamıştır. Ayverdi, aynı sayfada “cumhur cemâat” deyimini “Hep birlikte (daha çok ‘cümbür cemâat’ şeklinde kullanılmaktadır)” diye aktarmaktadır.16- Pars Tuğlacı (Parseg Tuğlacıyan, 1933-2016), “Okyanus Ansiklopedik Sözlük” adlı altı ciltlik sözlük çalışmasında ‘cumhur’u “halk, topluluk, kamu; kimi tarikatlarda ilâhiye verilen ad” olarak belirtmektedir.17- D. Mehmet Doğan ((1947, Kalecik, Ankara - 11 Ağustos 2024), sözlüğünde ‘cumhur’ için “Halk, umûm, topluluk; takım, heyet; başıboş kalabalık” diye yazmaktadır.18- Şevket Rado (1913-1988), “Büyük Türk Sözlüğü”nde ‘cumhur’u şöyle tanımlamaktadır: “Halk, Ar. Nâs, umûm, enâm; takım, gürûh, hey’et.19- Sevan Nişanyan, (21 Aralık 1956, İstanbul), “Sözlerin Soyağacı/Çağdaş Türkçenin Etimolojik Sözlüğü” adıyla yayımlanan çalışmasında Cumhur’u “kalabalık, topluluk, halk” karşılığında aktarmaktadır.20-. Fransız toplum teorisyeni Jean Bodin (1530-1596), 1576’da yayımladığı “Les six livres de la République” (Devletin Altı Kitabı) adlı eserinde Latince res publica’dan Fransızcaya uyarladığı république kavramını görüldüğü üzere ‘cumhuriyet’ karşılığında değil ‘devlet’ karşılığında kullanmıştır.21- Platon’un “Devlet” adlı eserinden sonra Romalı Marcus Tullius Ciceron (İÖ.106-43), De Republica (Devlet Üzerine) adlı kitabında Roma’daki istibdat rejimine karşı özgürlük ve demokrasi
fikirlerini öne savunmuştur. İÖ.51 yılında yayımladığı bu kitabında republica’yı ‘cumhuriyet’ değil ‘devlet’ karşılığında belirtiyordu. Oysa, günümüzde hazırlanan Latince sözlüklerde res publica “kamu işleri, siyaset, devlet, cumhuriyet” diye yazılmıştır.22- Yeni Çağda İtalyan devlet bürokratı olan Niccollὸ Machiavelli (1469-1527), “Il Prince” (hükümdar/prens) adlı kitabında devlet başkanının seçimle iş başına geldiği bir devlet düzenini arzu etmiştir. Machiavelli’nin devlet üzerine açıklamaları günümüzdeki cumhuriyet algısına yol açmıştır. Buna rağmen, yine de “Adalet daima güçlüden yanadır” diyen de odur. Onun beğendiği yönetim şekli günümüzdeki “cumhuriyettir. “Ona göre, ‘cumhuriyet’ler, genişlemek ve korumak için çalışırlar. ‘Cumhuriyet’te bir bireyin keyif ve iradesi değil, halkın oyları rol oynadığı için, herhangi bir kurumun yıkılması, bu oyların birleşmesiyle gerçekleşir. Bu birleşmenin dayandığı özgürlük, ulusları coşturur ve gayretlendirir. Cesaretlendirir. Yurtseverliği aşılar.”25 Fransız filozofu J. J. Rousseau (1712-1778), “özgürlük olmadan vatan, birey olmadan özgürlük, erdemi olmayan birey olamaz; bireyi yükseltir ve yetiştirirseniz, her şeyi sağlamış olursunuz” görüşündedir.26 Avrupa’daki bu gelişmeler Osmanlı ülkesine de sirayet ediyor, Osmanlı’nın son dönemlerinde de cumhuriyet fikrinin taraftar bulduğu bilinmektedir. Bu taraftarların başında Mithat Paşa (1822-1884) olduğu iddia edilmekle beraber, Mithat Paşa, ideal cumhuriyeti vücuda getirememiş, he ne kadar cumhuriyet fikrine sahip ise de onun hayallerinin yerini meşrûtî monarşi almıştır. Meşru monarşide ise her ne kadar millet vekilleri mevcut ise de cumhurbaşkanlığı (Devlet Başkanlığı) makamına, seçilmiş biri değil de yine sülale takip eden bir zât getirilmiş idi. Bu usul de zorlama ile tatbik edilmişti. Osmanlıca metindeki “dayatma” fiili buna işaret ediyordu.
Bu değerlendirmelere bakılırsa “cumhur” kelimesinin yerini, zamanla “cumhuriyet” Halkın seçtiklerinin yönettiği bir rejim aldığı anlaşılmakla beraber, ülkelerin farklılıklarından kaynaklanan farklı yönetim anlayışlarının da olduğu açıktır.
Bunun sebeplerinin toplumsal farklar olduğu belirtilse de esas farkın, tolumun seçtiklerinin zihniyetine bağlıların toplumsal konsepte rağmen, yönetimler ortaya çıkardıklarını kabul etmek daha akla yakın gözüküyor. Cumhuriyetin esasını, devlet başkanının bir sülale elinden halk iradesiyle alınıp seçilmiş birine devredilmesi teşkil etmesine rağmen, cumhuriyet sıfatlı yönetimlerin, rejimlerin halk muhayyilesine uygun olmadığı tecrübe edilmiştir. Keramet cumhuriyeteyse Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri, Çin Halk Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti, İran İslâm Cumhuriyeti…hatta 1789 yılından sonra kurulan Fransız cumhuriyeti, dahası tâ Roma’da kurulan belki ilk cumhuriyet uygulamalarının neresi cumhurîdir? Adolf Hitler (1889- 1945) cumhurbaşkanı değil miydi? Anlaşılan halk iradesine bağlı rejimlere cumhuriyet denmesine rağmen gerçek cumhuriyet, gerçek adaletin tesis edilemediği gibi tesis edilememiştir. Bunun sebebi de ilgili halkların seçtikleri tarafından kandırılarak aldatılmasıdır. Temel bozuk olunca bina ayakta durur mu? Roma’da tesis edilen cumhuriyet de cebrendi. SSCB, Çin halk cumhuriyeti T.C., halk iradesinin sonucu olmadığı gibi süreçte de halk iradesi daima ıskalanmıştır.
23- Eski diplomat ve siyasî tarih araştırmacısı Kemal Girgin (29 Ekim 1932-),
“Politika sözlüğünde, cumhuriyeti şöyle tanımlamaktadır: “Cumhuriyet: Siyasi bir rejim şeklidir ve bugün dünyada en fazla görülen yönetim tarzıdır. Cumhuriyet rejiminin baş kuralı, Devlet Başkanlığı’nın babadan çocuğa veya aile yakınlarına
miras kalmamasıdır. Rejimin bundan sonraki kuralları ise ülkelere göre farklılıklar gösterirler. Kemal Girgin, cumhuriyete ilişkin görüşlerini şu cümlelerle belirginleştiriyor: “Kuşkusuz, Cumhuriyetin en ideal ve gerçek şekli; çok partili bir siyasi hayatta, serbest ve genel seçimlerle işbaşına gelmiş bir parlamentonun çıkardığı kanunlarla yönetilen, tarafsız ve hiçbir zümreye imtiyaz tanımayan bir idari mekanizmaya sahip, hür ve demokratik bir devlet olabilmektir. Ancak bu haldedir ki cumhuriyet kelimesi şekil ve ruh bakımından tam benliğini bulmuş olur.” demekle beraber, bu rejimlerde halkın reyinin ekseriyetini taraftar hale getirip işbaşına geçenler, babadan oğula geçen idarelere bazen değil çoğu zaman rahmet okutmaktadırlar. İnsandır, olur demek, kaçamak bir izahtır. İnsanı, sahip olduğu inanç sistemi yönlendirir, seçilenler, halkın inancına sahipseler halka göre yönetirler, değillerse kendi mevcut inançlarına göre yönetirler. Bu, sosyolojik bir vakıadır. Bu durumda muktedir olabilmek için kitleleri birbirine hısım yapmak yerine, hasım yapmayı tercih edip iktidarını sürdürmek isteyenler de olamaz dememeliyiz. Dünya savaşlarını çıkaranlar, cumhuriyet yönetimi uygulamıyorlar mıydı?
24 Cumhuriyetçilik, Bir toplumda, bir ailenin ya da sülalenin intihapsız (seçimsiz) hakimiyetine değil de seçilerek devlet başkanının belirlemesi anlayışına denilmiştir. Tüm bunlara rağmen, cumhuriyetçilik, her zaman ve her yerde çoğulculuğu içselleştirmiştir diyemeyiz. Öyle ki cumhuriyet diye bilinen yönetimlerde kan, göz yaşı ve acılar müteaddit kere tahakkuk etmiştir. Bizim medenî ve Tarihî zihniyetimize göre “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” mottosu çok yerindedir. Cumhuriyet kavramı eski çağlara dayansa da son çağın ağzında sakız olmasına rağmen, yöneticiler, cumhuru madur etmekten imtina etmemişlerdir. “ **http://www.bilalaksoy.com/cumhur-ve-cumhuriyet
BAŞHAHAMIN MEZARI BAŞINDA
Haham Reichhorm 1869 senesi, Prague'da, Haham-başı Simeon-Ben-Yhudanın mezarı başında bir nutuk söy-lemiştir. Bu nutkun metnini veriyoruz: (1)
Biz, İsrail hükeması, Allah'ın bize vadettiği dünya hakimiyetine doğru kaydettiğimiz terakkiyi ve Hristiyanlara karşı kazandığımız zaferleri gözden geçirmek üzere, her yüz senede bir, şûra halinde toplanmayı itiyad edinmişizdir.
Bu sene, bizim muhterem Simeon-Ben-Yhuda’nın mezarı başında toplanan bizler, geçen asrın bizi hedefimize yaklaştırdığını ve ona ulaşmamızın çok yakın olduğunu iftihar ile temin edebiliriz.
Altın her zaman mukavemet edilmez bir kudretti. Hep de öyle kalacaktır. Mütehassıs ellerin kullanacağı altın, ona sahip olanlar için en faydalı manivelâ olacak ve ondan mahrum kalanları imrendirecektir. Altınla en müstakil vicdanlar satın alınır. Kıymetlerin bedelleri, bütün
(1) Bu metin; S. Sabit Karaman’ın, «Yahudi Tarihi ve Sion önderlerinin Protokolleri» adlı kitabının son sahifelerinden alınmıştır. (Gringoire gazetesinin 16-10-1943 tarihli sayısından).
mahsullerin rayiçleri tespit olunur. Akdedecekleri istikrazlar temin edilmek suretiyle, devletlere tahakküm edilir.
Başlıca bankalar, bütün dünyanın borsaları, bütün hükümetlerin kredileri bugün elimizde bulunuyor.
Büyük kuvvetlerden biri de basındır. Basın, istenilen herhangi bir fikri tekrar ede ede nihayet doğru imiş gibi kabul ettirir.
Tiyatrolar da buna benzer hizmetler görür. Her tarafta matbuat ve tiyatrolar bizim direktiflerimize mutavaat(itaat) ederler.
Demokrat rejimi durmadan övmek suretiyle, Hristiyanları siyasî partilere ayıracak, millî birliklerini yok edecek, aralarına nifak sokacağız. Onlar nihayet aciz kalacaklar ve daima müttehit ve davamıza sadık olan bankamızın kanununa boyun eğeceklerdir.
Hristiyanların gurur ve ahmaklıklarını istismar ederek harplere sürükleyeceğiz, onlar birbirlerini boğazlayarak bizimkilere yer açacaklardır.
Toprağa sahip olmak daima nüfuz ve kudret doğurmuştur. İçtimaî adalet ve müsavat namına büyük çiftlikleri parçalayacağız. Bu parçaladığımız toprakları candan dileyecek olan köylüler, az sonra işletme hesabına borçlanacaklar ve sermayelerimizin esiri olacaklardır. Büyük malikâneler sahibi olmak sırası bize gelecek ve toprağa sahip olmak bize, iktidar mevkiini temin edecektir.
Piyasada altının yerine kâğıt parayı geçirmeye çalışalım. Altını kasalarımıza çektikten sonra, kâğıda kıymet verecek de biz olacağımıza göre bütün hayata hâkim olacağız demektir.
İçimizde kendini vecd içinde göstererek halkı inandırmaya muktedir kimseler vardır; bunları, insan nev’inin saadetini gerçekleştirecek değişiklikleri anlatmak vazifesiyle, kavimlerin arasına saldıracağız. Altınla ve müdahene yoluyla, ergeç Hristiyan sermayedarları yıkacak olan proletaryayı kazanacağız. İşçilere rüyalarında bile göremeyecekleri ücretler vadedeceğiz. Fakat bir taraftan da zaruri ihtiyaçların fiatlarını yükseltmek suretiyle daha büyük faydalar temin edeceğiz.
Bu suretle, Hristiyanların bizzat kendilerine yaptıracağımız ihtilâlleri hazırlayacağız ve bu ihtilâllerin semerelerini biz devşireceğiz.
İstihzalarımızla, hücumlarımızla papazları evvelâ gülünç, sonra da iğrenç hale getireceğiz; dinlerini de o kadar gülünç ve iğrenç
bir kılığa sokacağız. Çünkü bizim, dinimize, ibadetimize sıkı bağlılığımız onlara üstünlüğümüzü, ruhlarımızın üstünlüğünü ispat edecektir.
Bütün ehemmiyetli sahalara adamlarımızı yerleştirmiş bulunuyoruz. Musevî olmayanlara avukat ve doktor tedarikine çalışalım: Avukatlar bütün bilgilere vakıftırlar. Doktorlar, bir eve girdiler mi artık onlar o evin sırdaşları ve vicdanların güdücüleri olurlar.
Fakat bilhassa tedrisatı istismar edelim; böylelikle bize faydalı olan fikirleri neşretmiş ve dimağları istediğimiz kalıba dökmüş oluruz.
Eğer bizimkilerden herhangi biri adaletin pençesine düşmek bedbahtlığına uğrarsa yardımına koşalım ve hâkimlerin — bizzat kendimiz hâkim olmamıza intizaren — elinden kurtarabilecek kadar şahit bulalım.
Hristiyanların mağrur ve muhteris hükümdarları süse boğulmuşlardır. Birçok da orduları vardır. Biz onların çılgınlıklarının dilediği her şeyi tedarik edebilmelerine el-verecek parayı temin edeceğiz ve böylelikle yularlarını elimize alacağız.
Erkeklerimizin Hristiyan kızlarıyla evlenmelerine mâni olmaktan sakınalım çünkü biz, o kızlar vasıtasıyla en kapalı mahfillere hulûl edeceğiz.
Kızlarımızın Musevî olmayanlarla evlenmeleri de bize daha az faydalı olmayacaktır. Çünkü Yahudi bir ananın çocukları bizimdir. Hristiyan kadınlarının dinlerinin usul ve ameline bağlılıklarını gevşetmek için serbest izdivaç fikrini yayalım.
Muhakkar ve mazlum İsrail Oğulları, asırlardan beri iktidara doğru bir yol açmağa çalıştılar. Artık hedefe ermek üzeredirler.
Şimdi onlar melun Hristiyanların iktisadî hayatlarını kontrolleri altına almış, siyaset ve örf üzerinde büyük tesirler gösterecek hale gelmişlerdir.
Önceden muayyen ve matlup bir anda, Hristiyanların bütün sınıflarını yıkıp bize esir edecek ihtilâli koparacağız. Çünkü Allah’ın kavmine vadi böylelikle yerine getirilmiş olacaktır.” *2 “Otağ Yayınları, Millet Düşmanlarının İhanet Planları,1971, İstanbul, Kemal Yaman,s,161-164”
Yahudilerin Dünyaya hâkim olabilmelerinin anahtarları pek açık anlatılmış, ben, bu bilgilere 1979’da vakıf olduğunda, küçük dilimi yutar gibi olmuştum. Kendi kendime,” Ben bu bilgileri 110 sene sonra öğrendiğim halde idarî ve Siyasî kademe, zaten biliyordur.” demekten de kendimi alamamıştım. Plan bu ise bize yutturulan CUMHURİYET “sosu zaten zehirdir. Hadi gargara edelim, geçirelim desek de altın ve basın yoluyla yandaşlarına güvenmemizi temin edip işlerini yürütüyorlarmış. Hâlâ da yürütüyorlar. Köşe başlarını siyasî, idarî ve askerî alanlarda, her zaman kapmışlar, işlerini gördürmüşlerdir. Tanıdığım askerî erkandan, Mason Listesinde olmayan tek askerin Semih Sancar olması enteresandır. Muhtemelen Semih Sancar’ın anık listede olmayışı, Kıbrıs Barış Harekâtı (1974) başarımızın sebebidir. Yazdıklarımı, okuyucuyu etkileme amaçlı yazmıyorum, acaba bir uyanışa sebep teşkil edebilir miyim düşüncesiyle hareket ediyorum.
Aşağıdaki metin ilginçtir:
“Bizim hükûmetimiz evvelce ya’ni 10 Temmuz 1324(1908) târihine kadar bir hükûmet-i mutlaka idi. Az kalmış idi ki memleketimiz taksîm edilsün. Bereket versin ba’zı hâmiyetli zâtlar o zaman taht-ı saltanatda bulunan Sultân Hamid-i Sâniye dayatdılar, cebren Kânûn-u Esâsi’yi neşretdirdiler. İşte o günden i’tibâren hükûmetimiz bir hükûmet-i meşrûta
oldu.(Dikkat ediniz, anayasanın cebren neşrinin sağlanması meşrutiyete sebep oluyor. Halk iradesi yok, neden? Bunların halka dair bir endişeleri yok. Dertleri halkı kullanarak kendi istikametlerinde bir rejim meydana getirmekti. Hahamın dediği oluıyordu.) Ve yüzümüz güldü. Esâretden kurtulduk. Şimdi gelelim. Hükûmet-i meşrûtaya: Hükûmet-i meşrûta kânun-u esâsi’si olan ve millet meclisi bulunan hükûmettir ki: Böyle hükûmetde millet kendi kendisini idâre eder. Çünkü Memleketin kânûnlarını meb’ûslar yaparlar. Meb’ûslar ise milletin vekilleridir.
Bundan başka meb’ûslar hükûmeti dâimâ gözaltında bulundurdukları cihetle kânûna mugâyir bir iş olduğunu görünce hemen vükelâyı mes’ûl ederler. Onlara adem-i i’timâd re’yi vererek mevkîlerinden düşürürler. Binâenaleyh: Vükelâ, meclis-i meb’ûsandan ziyâdesiyle korkar. Bu sâyede hükûmet-i meşrûtada haksızlık olmaz. Hükûmet-i Cumhûriye ise âdetâ hükûmet-i meşrûta demekdir. Yalnız bunlarda hükümdarlık makâmında bulunan zât bir hükümdârın neslinden
gelmiş ve peder veyâ birâderinin yerine geçmiş olmayup ahâlinin intihâbıyla efraddan en ziyâde rey’i kazanan bir kimsedir ki: Bunlara cumhur re’isi, derler. Bunlar da beş veyâ ba’zı yerlerde yedi sene müddetle intihâb(seçilirler) olunurlar. Bu müddet bitince o zât makâmından çekilir ve yerine bu suretle ahâli tarafından intihâb edilmiş diğer bir reis-i cumhur gelir. Amerika’daki hükümetlerin kaffesi cumhuriyetle idare olunduğu gibi Avrupa’da dahi Fransa, İsviçre, İsveç, Portekiz hükûmetleri birer cumhuriyetdir. Cumhuriyet ile mi, yoksa meşrûtiyet dairesinde olmak üzre memleketin hükümdârı bulunmak suretiyle mi idârenin daha iyi olduğu tamamıyla kestirilemez. Her memleketin bir icabı, başka bir ihtiyacı vardır. Bir yerde cumhuriyet iyi olabilir belki başka bir yerde olmaz. Meselâ: Bizde cumhuriyet olamaz. Çünkü memleketimiz ahâlisi
muhtelif milletlerden mürekkebdir. Her kavim Cumhur re’isinin kendisinden olmasını ister. Bu ise vatandaşlar rasında bozuşmağa sebebiyet olur. Binâenaleyh bizim için meşrûtî olmak üzre başta hükûmdârı bulunan bir hükûmet-i âdile lâzımdır.” (*)Musahabatı Ahlakiye, İstanbul, 1333(1917) s,58-60. Cumhuriyet kavramı açıklanırken Osmanlı’da tatbik edilememe gerekçelerini belirtirken “hükûmet-i âdile denilerek“ adil bir hükûmete vurgu yapmış.
“Bizim hükûmetimiz evvelce ya’ni 10 Temmuz 1324(1908) târihine kadar bir hükûmet-i mutlaka idi. Az kalmış idi ki memleketimiz taksîm edilsün. Bereket versin, ba’zı hâmiyetli zâtlar o zaman taht-ı saltanatda bulunan Sultân Hamid-i Sâniye dayatdılar, cebren Kânûn-u Esâsi’yi neşretdirdiler. İşte o günden i’tibâren hükûmetimiz bir hükûmet-i meşrûta oldu. Ve yüzümüz güldü. Esâretden kurtulduk. Şimdi gelelim. Hükûmet-i meşrûtaya:” Bu paragrafın 4. Satırının sonundaki “dayattılar kelimesi meşrutiyetin de halk iradesine müstenit olmadığının bir delilidir. Bu da bize rejimlerin halktan çok rejimi dayatanların işine yaradığını gösteriyor.3. satırın başındaki “taksim edilsün “ibaresini görünce İmparatorluğun koruyucusunun meşrutiyet olduğunu zannettiriyor. Bu metnin dahil olduğu kitap basıldığında, hâlâ Osmanlı imparatorluğunun dağıtılmamış olması, yazarının haklı olmasına kafi gelmez.” Hükûmet-i Cumhûriye ise âdetâ hükûmet-i meşrûta demekdir. Yalnız bunlarda hükümdarlık makâmında bulunan zât bir hükümdârın neslinden gelmiş ve peder veyâ birâderinin yerine geçmiş olmayup ahâlinin intihabıyla (seçimiyle) efraddan en ziyâde rey’i kazanan bir kimsedir ki bunlara cumhur re’isi, derler. Bunlar da beş veyâ ba’zı yerlerde yedi sene müddetle intihâb(seçilirler) olunurlar. Bu müddet bitince o zât makâmından çekilir ve yerine bu suretle ahâli tarafından intihap edilmiş diğer bir reis-i cumhur gelir.” İfadeleri ise yukarıda açıkladığımız cumhuriyet tanımlarına uygun düşüyor.
Bütün bunlardan anlaşılan, Cumhuriyet rejiminin esasını halkın ekseriyetince seçilmiş cumhurbaşkanı adaylarından birinin devlet başkanlığı makamına oturmuş olması teşkil eder. Bu durum ise üzülerek belirtmek gerekirse ki gerekir. Türkiye’mizde, layığı veçhile uygulanmamıştır.
” CUMHURBAŞKANINI İLK KEZ HALK SEÇTİ! Başkan Erdoğan görevde 11 yılı tamamladı. AK Parti Sözcüsü Çelik, Türkiye Yüzyılının dönüm noktası 2014’te halkın oylarıyla Cumhurbaşkanı seçilen Başkan Recep Tayyip Erdoğan, görevde 11 yılı geride bıraktı. 10 Ağustos 2014’teki seçimde yüzde 51,79 oyla Türkiye’nin ilk kez doğrudan halkın seçtiği cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan, 2018’de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ilk, 2023’te ise ikinci dönemine başladı.” ifadelerinden anlaşıldığına göre 2014’te gerçekleşti.
Burada lüzumuna mebni belirtmek icap eder ki bir halkın ekseriyetince seçilmiş cumhur reisinin yönetmeye dair dayandığı anayasa, yasa ve bunlara bağlı mevzuatının kâffesinin, sosyolojik bir vakıa olması sebebiyle seçen halka ayak bağı oluşturmamalıdır çünkü halkın ayak bağına ihtiyacı yoktur. Türk’ün seçtiği cumhur başkanının görevleri ve uyacağı umdeler Amerika’dan ithal edilmemeli, edilemez. Orada da cumhuriyet rejimi olması, halkın ayniyetinden neşet etmiyor da ondan.
2014 yılı seçimine kadar cumhurbaşkanı seçenler kendilerini “cumhur” yerine koymuş olmalılar. Cumhurun sosyal hayatını tanzim eden umdelere dayanmayan bir idare cumhura göre değildir. Bu idarenin tatbikatı, cumhur ile idare arasında ihtilafa sebep olurken gücü yetenin zulmünü doğurur. Türk milleti, bir bütün halinde, bu ihtilaflı münasebetin kahrını takriben yüz sene yedi ve sindirdi. Her ne kadar cumhurbaşkanını cumhurun iradesi tayin ediyorsa da idarî mekanizmaya hareket imkânı
veren umdeler, cumhurun iradesinden neşet etmemiştir. Cumhurun yaşayışını kolaylaştıracak umdelere dayalı bir idarî sisteme ihtiyaç vardır. Ah etmek çare değil. Cehaletin ilacı, ilimdir.
Şakir Albayrak, 01.02.2026, 18.59, Çekmeköy, İstanbul.

























































Yorum Yazın