DEVLET AKLI VE DONALD TURMP
Devlet aklı, bir milletin sadece bugününü değil, yarınını da koruma sorumluluğudur. Anlık tepkilerle değil; tarihsel tecrübe, kurumsal hafıza ve uzun vadeli hedeflerle hareket etmeyi gerektirir. Bu nedenle devlet aklı, kişisel hırsların önüne geçen, devleti şahıslardan büyük gören bir yönetim bilincidir. Güçlü devletler, söylemlerle değil; bu aklın sürekliliğiyle ayakta kalır.
Devlet aklı; yüksek sesle konuşmayı değil, gerektiğinde susmayı; sertliği değil itidali; tehditkâr dili değil diplomatik dengeyi tercih eder. Uluslararası ilişkilerde asıl güç, korku üretmekte değil, güven tesis etmektedir. Bu güven ise tutarlılık ve öngörülebilirlikle mümkündür.
Donald Trump’ın ABD başkanlığı dönemi, devlet aklı tartışmalarını dünya gündeminin merkezine taşımıştır. Alışılmış diplomatik teamüllerin dışında kalan söylemler, müttefiklerle ilişkilerde mesafeye ve küresel ölçekte belirsizlik algısına neden olmuştur. Bir süper gücün liderinin anlık çıkışlarının, dünya dengelerini nasıl etkileyebildiği bu süreçte daha açık şekilde görülmüştür.
Trump döneminde ABD’nin devlet geleneğinden ziyade, kişisel üslubun öne çıktığı bir tablo oluşmuştur. Çok taraflı mekanizmalara mesafe, uluslararası anlaşmaların sorgulanması ve sert dil, dünya kamuoyunda temkinli bir bekleyiş doğurarak ABD’ne itibar kaybettirmiştir.
Çünkü küresel düzen, sürprizlerle değil, dengeyle ayakta durur. Eğer varsa ABD devlet aklı, yeraltı zenginliği olan bütün devletler için bir tehdit olan başkanlarına dur demeliler. Çünkü dünya beşten büyük olduğu gibi, ABD’den daha büyüktür.
Tam da bu noktada Türkiye’nin duruşu dikkat çekicidir. Asırlara dayanan devlet geleneği, güçlü bürokratik hafızası ve çok boyutlu dış politika anlayışıyla Türkiye, devlet aklını sadece söylemde değil, sahada da ortaya koymaktadır. Kriz bölgelerinde oyunbozan değil oyun kuran, gerilimi tırmandıran değil dengeleyen vakur bir ülke profili çizerek uluslararası kamuoyunda güvenirliliğini artırmıştır.
Türkiye, Doğu ile Batı arasında kurduğu hassas dengeyle; güvenlikten diplomasiye, insani yardımdan arabuluculuğa kadar birçok alanda sorumluluk alan bir devlettir. Masada diplomasi yürütebilen, sahada caydırıcılığını koruyabilen bu yaklaşım; devlet aklının millî bir tezahürüdür. Bu, sadece günü kurtaran değil geleceği inşa eden bir akıldır.
Bugün dünya, gürültüden çok ferasete; meydan okumadan çok dengeye ihtiyaç duymaktadır. Türkiye’nin ortaya koyduğu devlet aklı, gerçek gücün bağırmakta değil; vakarla, kararlılıkla ve süreklilikle hareket etmekte olduğunu göstermektedir. Bütün bunları gerçekleştiren devlet büyüklerimize teşekkür ediyorum.
Her şey bütünün hayrına olsun.
Eyvallah.

























































Yorum Yazın