Reklamı Geç
Tunas
Edem
Edem
Beyza İnşaat
İsmail Cingöz

İsmail Cingöz

Mail: [email protected]

İYİ NİYETLİ HAREKETLER KARŞI TARAFI CESARETLENDİRMEMELİ

İYİ NİYETLİ HAREKETLER KARŞI TARAFI CESARETLENDİRMEMELİ

İsmail CİNGÖZ

Türkiye’nin, Uluslararası NAVTEX haberleşme ağı üzerinden Meis Adası’nın güney ve doğusunda kalan sahada 21 Temmuz-2 Ağustos 2020 tarihleri arasında sismik araştırma yapacağını ilan etmesinin ardından Türkiye-Yunanistan arasında yaşanan ve sıcak çatışmanın eşiğinden (Almanya Başbakanı Angela Merkel’in de araya girmesiyle) dönülen kriz henüz çözülmeden Doğu Akdeniz sahasında yeni bir gerilimin tırmandığı görülmektedir.

Türk Deniz Kuvvetleri Seyir Hidrografi ve Oşinografi Dairesi Başkanlığı tarafından; Kıbrıs Adası’nın güneydoğu kesimine denk gelen ve Doğu Akdeniz’in Kıbrıs ile Lübnan arasında kalan 2 ve 3 parsel numaralı sahalarda 28 Temmuz-18 Eylül 2020 tarihleri arasında sismik çalışmalar yapılacağı duyurusu yapılmıştır. Barbaros Hayreddin Paşa M/V Tanux-1 ve R/V Apollo Moon isimli gemiler tarafından yapılacak olan sismik çalışmalar nedeniyle[1] yeni gerilimlerin yaşanabileceği değerlendirilmektedir.

Bu gelişmeler yaşanırken 6 Ağustos 2020 günü Yunanistan ile Mısır arasında “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Anlaşması” imzalandığı ilan edilmiştir. Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şükri ile Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias tarafından Kahire’de imzalanan bu anlaşma ile; 27 Kasım 2019 tarihinde Türkiye ile Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) arasında imzalanan Akdeniz’de Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası anlaşmasının önünün kesilmek istenildiği aşikardır.

Yunanistan ile Mısır’ın bu hamlesine derhal karşılık veren Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, internet sitesi üzerinden yapılan basın duyurusu ile Mısır ile Yunanistan arasında imzalanan Münhasır Ekonomik Bölge anlaşmasının "Türkiye için yok hükmünde olduğu" açıklanmıştır. Türkiye Dışişleri Bakanlığı açıklamasında "2003'te Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile imzaladığı anlaşmayla 11.500 Km2 den vazgeçen Mısır, Yunanistan'la bugün imzaladığı bu sözde anlaşma ile de yine deniz yetki alanı kaybına uğramaktadır. Bu anlaşmayla Libya'nın hakları da gasp edilmeye çalışılmaktadır. Türkiye’nin, söz konusu alanda herhangi bir faaliyete izin vermeyeceği ve Doğu Akdeniz'de ülkemizin ve Kıbrıs Türkleri'nin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla savunmaya devam edeceği kuşkusuzdur"[2] ifadelerine yer verilmiştir.

Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu “…bu anlaşma hem Türkiye Cumhuriyeti'nin hem de Libya'nın kıta sahanlığını ve haklarını ihlal ediyor. Bizim daha önce Birleşmiş Milletler'e (BM) bildirdiğimiz kıta sahanlığımızı ihlal eden bir anlaşma bizim için yok hükmündedir ve zaten bugüne kadar bu noktaya gelmemizin sebebi de Yunanistan'ın, Rum kesiminin, Mısır ve İsrail gibi ülkelerle Türkiye'yi yok sayarak anlaşmalar imzalamaya çalışması, adımlar atmasıdır. Bu anlaşmanın yok hükmünde olduğunu sahada da masada da göstermeye devam edeceğiz. Hem bunlara hem de tüm dünyaya" diyerek Türkiye’nin kararlılıkla mücadelesine devam edeceğini beyan etmiştir.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun ardından Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan da benzer bir açıklama gelmiştir. 7 Ağustos 2020 günü Ayasofya Camii önünde bir basın toplantısı düzenleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan “Mısır ile Yunanistan arasında imzalanan Münhasır Ekonomik Bölge anlaşmasının” yok hükmünde olduğunu söylemiştir. Merkel'in ricası üzerine Meis Adası bölgesindeki sondajı durduklarını, Yunanistan ile müzakereye açık olduklarını ancak Yunanistan'ın sözünde durmadığını da ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Biz sondaj çalışmalarına yeniden başladık ve Barbaros Hayrettin'i göreve gönderdik" sözleriyle Türkiye’nin kararlılığını göstermiştir.

Türkiye’nin sert açıklamalarına karşılık Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis ise Mısır ile imzaladıkları “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Anlaşmasının "meşru olduğu" iddialarını yenilemiştir. Bu gelişme, Ege ve Doğu Akdeniz bölgelerinde devam eden sorunlara bir yenisi daha eklenmiş ve daha da karmaşık bir hal alırken Türkiye’nin de kararlılığını fiili olarak göstermek için olsa gerek ardı ardına yeni hamleler yaptığı görülmektedir.

Yeni bir Navtex ilan eden Türkiye, 10-11 Ağustos 2020 tarihleri arasında Antalya açıklarında yer alan Akdeniz bölgesinde atış eğitimleri yapılacağını açıklaması[3] Türk savaş gemilerinin Akdeniz’e indiği şeklinde yorumlar ile Yunan basınında geniş olarak yer almasına sebep olmuştur. Ardından bir başka Navtex ile Türkiye, Antalya açıklarında bekleyen Oruç Reis sismik araştırma gemisinin 23 Ağustos 2020’ye kadar Rodos ile Meis adaları arasında yeni araştırmalar yapmak üzere[4] görevlendirileceği ilan edilmiştir.

Türkiye’nin karşı hamleleri ile donanma ve askeri hareketliliklerin, artarak devam eden gerilimin kontrolden çıkabileceği riskini de beraberinde taşıdığı hatırda tutulmalıdır. Yaşanan süreç ilerleyen zamanda sorun;

(1) Türkiye-Yunanistan ikili anlaşması

(2) Uluslararası arabulucuların (Lahey Adalet Divan/BM gibi) devreye girmesi ile müzakere

(3) Türk-Yunan sıcak savaşı

durumlarından birisi ile ancak çözülebilecektir.

***

Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis, 31 Ağustos 2020 günü; “Ege ve Akdeniz'deki deniz yetki alanlarının sınırlandırılması konusunda Türkiye'yle müzakerelere hazır olduklarını, sonuç elde edilmemesi halinde Lahey'deki Uluslararası Adalet Divanı’na başvurmaya ve çıkacak sonucu kabul etmeye hazır olduklarını” içeren bir açıklama yapmıştır. Miçotakis bu açıklama ile bir yandan barış müzakerelerine davet ediyor görünürken, diğer taraftan Lahey telaffuzu ile üstü örtülü tehdit ediyor olduğu sezilmektedir. Ayrıca bu açıklamanın üzerinden bir hafta bile geçmeden Mısır ile “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Anlaşması” imzalanmış olması müzakere çağrıları ile de çelişmektedir. Lahey’i adres gösteren Yunanistan’ı cesaretlendiren unsur, AB’nin Yunanistan’a karşı taraflı davranacağı beklentisi ile birlikte Almanya ve Fransa’nın Doğu Akdeniz sahasında yaşanan olaylar karşısında Yunanistan’ı destekleyici tutumları olduğu anlaşılmaktadır.

Türkiye ile Libya Ulusal Mutabakat Hükumeti arasında imzalanan “Akdeniz’de Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası” nı da kabul edilemez olarak nitelemekten de geri durmayan Miçotakis, katılmış olduğu bir online form esnasında da Türkiye'yle Ege ve Akdeniz'de yaşanan deniz yetki alanları sorunu hakkında “müzakere ve Lahey’e başvuru konusunu” tekrar ederken “Yunanistan Lahey'den çıkacak kararı uygulayacak. Ancak bunu silah namlusu altında yapamayız. Egemenlik haklarımızın ihlal edileceğine dair tehditler yoluyla müzakere masasında bize şantaj yapılmamalı" şeklinde açıklamalarda bulunmasının[5] ardından Türkiye'yle ilişkileri yeniden başlatmak istediklerini vurgulaması dikkat çekicidir.

Miçotakis son zamanlarda sık sık Uluslararası Adalet Divanı adresinden bahsediyor olsa da bir başvuru olabilmesi için tarafların anlaşmazlık konularında mutabık kalmaları gerektiği unutulmamalıdır. Zira Türkiye-Yunanistan arasında onlarca yılı bulan bir düzine sorun üzerinde henüz ortak bir paydada buluşulamadığı ortadadır. Yunanistan’a göre, Türkiye ile tek sorun kıta sahanlığı olarak görülmektedir[6]. Ancak Türkiye, Yunanistan’ın Doğu Ege Adaları’nın 1923 Lozan ve 1947 Paris Anlaşmaları hükümlerine aykırı olarak silahlandırıldığı, Ege’de hava sahası anlaşmazlığı başta olmak üzere iki ülke arasındaki bütün sorunların müzakere edilmesini istemektedir[7]. Hatta Yunanistan, Türkiye’nin taleplerine karşı yeni bir hamle ile cevap vermiş ve Lozan Antlaşması’nın güncellenmesi gibi bir talepte de bulunmuştur.

***

İYİ NİYETLİ HAREKETLER KARŞI TARAFI CESARETLENDİRMEMELİ

Kaynak; Ceyhun Çiçekçi, Time Türk, 17.01.2020.

 

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sorunu sadece Yunanistan ile değildir. Özellikle Arap Baharı olaylarının ardından Doğu Akdeniz ve Ortadoğu coğrafyasında yaşanan her türlü olay bir şekilde Türkiye’yi de ilgilendirmektedir.

Libya’da devam eden iç savaşa müdahil olmak zorunda kalan Türkiye, BM tarafından da tanınmakta olan Libya UMH’nin yanında yer almaktadır. Libya sahasında Sirte-Cufra hattı üzerinde yaşanan krizle mücadele eden Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya ile eş zamanlı yürüttüğü diplomasi sayesinde durumu kontrol altında tutabilmektedir.

Suriye sahasında çok taraflı ve çok bileşenli oluşumlarla mücadele ederek güney sınırlarının güvenliğini sağlamaya çalışan Türkiye, Rusya ve İran ile koordineli diyalogları sayesinde alan kontrolünü sağlayabilmekte, sınırlarında aleyhine oluşması muhtemel oldu-bittilere izin vermeyeceği kararlılığını göstermektedir.

4 Ağustos 2020 günü Beyrut’ta meydana gelen ve Beyrut limanını yok eden patlama bölgede tansiyonu yeniden yükseltmiştir. Yunanistan’ın Mısır ile imzalamış olduğu anlaşma, Libya sahasında mücadele halinde olan Türkiye ile Mısır’ı bir kez daha karşı karşıya getirmiştir.

Sonuç olarak;

Yunanistan ile Mısır arasında imzalanmış olan anlaşma; Türkiye’nin BM’ye bildirdiği ve kararlar kütüğüne kaydettirdiği deniz sınırları ile Münhasır Ekonomik Sahalarına aykırıdır. Türkiye ile Libya arasındaki Doğu Akdeniz üzerindeki sınırlarını ihlal etmektedir. TPAO’nun yasal ruhsatlarını ihlal etmektedir. Adalar deniz yetki alanı oluşturmazlar. Ki bu hususu Yunanistan da gayet iyi bilmekte ve uluslararası kamuoyu önünde kendiyle çelişmektedir.

“Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Anlaşması” imzalayan Yunanistan ile Mısır arasında Doğu Akdeniz üzerinde doğrudan bir deniz sınırı bulunmamaktadır. Uluslararası hukuk kurallarına da uymayan bu anlaşmayı yok hükmünde ilan eden Türkiye, Doğu Akdeniz sahasında gerek kendi gerekse Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Libya’nın da haklarını sahada ve masada koruyacak imkân ve kabiliyet ile azim ve kararlılığa sahip olduğunu her vesilede göstermektedir.

Lozan Antlaşması; Alibeyköy, Gökçeada ve Bozcaada ile birlikte Ege sahasında 3 mil içerisinde kalan bütün adaların ve kayalıkların Türkiye’ye ait olduğu tescil edilmiş, Yunanistan’a bırakılan adaların da silahtan arındırılmasını karara bağlamıştır.

Ege’de yaşanan son krizle birlikte sıcak çatışma yaşanma ihtimalinin bile kuvvetle muhtemel görüldüğü bir zamanda Türkiye karar alıcı mekanizmaları; Lozan Antlaşması ile Yunanistan'a bırakılmamış ve Türkiye'ye ait olduğu katiyetle bilinen 18 adacığın Yunanistan tarafından işgali ve aynı zamanda askeri birlik yerleştirilmesini de gündeme almalı, müzakerelerde veya olası sıcak çatışma durumunda ya da Kardak Kayalıkları’na yapılan harekat örneğinde olduğu gibi yani bir şekilde Türkiye bu adaları vatan topraklarına ivedilikle geri kazandırmalıdır.

Lozan Antlaşması’nı güncelleme talebi olan Yunanistan’a bunun mümkün olmadığı katiyetle bildirilmelidir. Zira Türkiye'nin kuruluş belgesi ve tapu senedi Lozan Antlaşması müzakere edilemez, edilmemelidir de. Aksine Yunanistan’ın Lozan Antlaşması hükümleri ile 1947 Paris Anlaşması hükümlerine uyması gerektiği savunulmalı, Türkiye’nin egemenlik haklarını müzakere etmeyeceği katiyetle ortaya konulmalıdır.

Son söz olarak; Merkel’in araya girmesiyle iyi niyet gösteren Türkiye’nin geri adım attığı izlenimine kapılan Yunanistan ve Mısır, münhasır alan anlaşması imzalama fırsatı bulabilmiştir. Türkiye iyi niyet göstererek Barbaros sismik araştırma gemisini geri çekmemiş olsaydı belki de bu anlaşma imzalanmamış olabilirdi. O nedenle Türkiye karar alıcı mekanizmalarının yapacakları iyi niyet manevraları karşı tarafı cesaretlendirici olmamalıdır.

                        :

İsmail CİNGÖZ; Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı/M.Sc. – BULTÜRK Ankara Temsilcisi. cingö[email protected]

 

[1] Kıbrıs Dakik; “Türkiye, Doğu Akdeniz’de Yeniden Navtex İlan Etti”, 29.07.2020. https://kibrisdakik.com/2020/07/29/turkiye-dogu-akdenizde-yeniden-navtex-ilan-etti/

[2] Deutsche Welle Türkçe; “Ankara: Yunanistan ile Mısır Arasında İmzalanan Anlaşma, Türkiye İçin Yok Hükmündedir”, 06.08.2020.

[3] A Haber; “Savaş Gemileri Akdeniz'e İniyor! Türkiye Yeni Navtex İlan Etti....”, 07.08.2020.

[4] Sputnik News; “Türkiye Akdeniz'de Yeni NAVTEX İlan Etti”, 10.08.2020.

[5] Sputnik News; “Miçotakis: Türkiye'yle Yaşanan Sorunun Çözümü İçin Lahey'e Gitmeye ve Çıkacak Sonucu Uygulamaya Hazırız”, 06.08.2020.

[6] Değer AKAL; “Doğu Akdeniz’de ‘Kontrollü Gerilim’ Politikası”, Hüseyin Pazarcı’nın Açıklamaları, Deutsche Welle Türkçe, 29.07.2020.

[7] Armağan KULOĞLU; “Yunanistan'la Müzakere Yanlışı”, Yeniçağ, 07.08.2020.

 

NOT: Bu makale 12.08.2020 tarihinde Ticari Hayat Gazetesi’nde yayınlanmıştır.

Komagene

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar