Reklamı Geç
Tunas
Asel İletişim
Görsem Anaokulu
Altıneller Vestel
İrfan Osman HATİPOĞLU

İrfan Osman HATİPOĞLU

Mail: [email protected]

KADINLARIMIZ

KADINLARIMIZ

İrfan O. Hatipoğlu/Yazar

 

Gündemimizi kadına yönelik ev içi/dışı şiddet, artan kadın cinayetleri ve ‘kadını yaşatır’ olarak tanımladığımız “İstanbul Sözleşmesi” üzerinden yürütülen tartışma oluşturuyor. Farklı tarikatlar ve tarikatların içindeki farklı kollarda örgütlü siyasal/radikal İslamcılar kadın cinayetlerinin ve şiddetin kaynağını aile birliğini zayıflattığı, insan fıtratına aykırı olduğunu, toplumsal cinsiyet gibi kavramlar üzerinden cinsiyetsiz bir toplumu hedeflediğini, eşcinselliği özendirdiğini öne sürdükleri “İstanbul Sözleşmesine” bağlıyorlar ve sözleşmenin fes edilmesini istiyorlar. Siyasal İslamcı iktidar da sözleşmeyi tartışmaya açarak, muğlak açıklamalarda bulunarak destek vermekte. Bu tartışma radikal İslamcıların ve iktidarın ‘takiyyeci’, bilgiyi çarpıtmadaki ahlaki değerleri yok saydığını ortaya koyma açısından önemli. Kadınlarımız açısından ise ortaçağ kadın anlayışa saplanıp kalmış, kadına yönelik her türlü şiddeti içselleştirmiş ikiyüzlü İslamcı anlayışla mücadele etmenin zorluğudur.

 

Radikal/siyasal İslamcıların İstanbul Sözleşmesi’ne karşı ölçüsüz, takiyyeci saldırısının iki nedeni vardır. Birincisini öğretilerindeki ve zihinlerindeki kadın kavramı; kadının kimliksizleştirilmesi, örselenmesi, yurttaş olmaktan çıkıp kocasının özel mülkü/kulu durumunda ‘canlı’ kalması. Buna bağlı olarak kadına yönelik ev içi/dışı şiddeti, cinayetleri meşru/normal sonuç olarak görmeleri oluşturur. Diğer neden ise Cumhuriyetin kurucu önderi, Türk kadının atası M. Kemal’in ‘’İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?’’ eşitlikçi, aydınlanmacı, özgürleştirici çağrısının kadınlara kazandırdığı uygarlık değerlerini içlerine sindirememeleridir.

 

Kadınlarımız; İstanbul Sözleşmesi üzerinden yürütülen “yaşam ve hak gaspı” saldırılarından başarılı çıkmaları için öncelikle kimle mücadele ettiklerini bilmelidirler. Haksız ve ölçüsüz saldırıya yapan radikal İslamcılar kimdir? Radikal İslamcıların temel özelliği düşünsel körlük içinde olmalarıdır. Kadınları koşulsuz şeytan olarak görürler. Dünyaya bakışları, yaşam algılaması tek merceklidir. Öğretisini tek doğru, tartışılmaz, sorgulanmaz kabul eder. Uzlaşı arayışını yadsır. Kutuplaştırıcı bir dil kullanır. Nefret söylemini geliştirir. Kurgu düşmanlar üretir. Demokrat, hoşgörülü değildir. Kendinden olmayan ve özellikle kendisini eleştiren kişi ve kurumları hedef alır. Onları sürekli saldırı altında tutar, yandaşlarına hedef gösterir. Farklılıklarla birlikte yaşamak yerine, farklılıkları asimile etme uğraşındadırlar. Farklılığı benzeştirmek için de bilimi, sanatı, hukuku, toplum yaşamını ölçüsüz müdahale ederek, insanların düşün yaşamına müdahil olur ve yönlendirmeye çalışırlar. İdeolojik hedeflerine ulaşmak için hiçbir ‘değerin’ bağlayıcı hükmü yoktur. Bu nedenle

radikal/siyasal İslamcıların yönettikleri ülkede düşünce/ifade özgürlüğü yoğun bir baskı, kısıtlamayla karşı karşıyadır. Hukukun üstünlüğünden, insan haklarından, demokratik hak arayışından, doğa/çevrenin korunmasından, emeğin kutsallığından, uygarlaşmadan söz edilemez.

 

Kadınlarımızın işi kolay değil. Umut veren yanı ev içi/dışı şiddetin ve cinayetlerin önlenmesinde, uygarlık değerlerini korumada kiminle mücadele ettiğinin farkında olmalıdır. Aymazlığa düşüp, radikal İslamcılarla uzlaşı arayışına girerlerse tüm kazanımlarını kaybedeceklerini bilmeleri…

Komagene

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar