KARİZMA ÜZERİNE
Karizma, modern çağın ürettiği bir imaj değildir.
O, ahlâkın ve şahsiyetin dışa yansıyan hâlidir.
Bugün karizma denildiğinde çoğu zaman sert bakışlar, iddialı jestler ya da yapay özgüven gösterileri akla geliyor. Oysa gerçek etki; insanın iç dünyası ile dış duruşu arasındaki uyumdan doğar. İslam ahlâkı bu uyumu “istikamet” olarak tanımlar: Sözün, niyetin ve davranışın aynı çizgide olması.
Kur’ân-ı Kerîm’de Peygamberimiz için “Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” buyrulması, etkinin kaynağını açıkça gösterir. O’nun tesiri yüksek sesinden değil; güven veren vakarından, merhametinden, güvenilirliğinden ve tutarlılığından geliyordu.
Türk kültürüne baktığımızda da benzer bir anlayış görürüz.
Bizde “yiğitlik” bağırmakla değil, vakarla ölçülür.
“Alp” olmak yalnız cesaret değil; edep, sözünde durmak ve emanete sadakat demektir.
Yunus Emre’nin dili yumuşaktı ama sözü derindi.
Hacı Bektaş-ı Veli “Eline, beline, diline sahip ol.” derken aslında beden dili dâhil bir şahsiyet terbiyesini tarif ediyordu.
Aslında vakur olmak bizim kültürümüzde son derece önem verilen sosyal bir duruştur.
Bizim medeniyetimizde karizma;
gösteriş değil, ağırlıktır, sertlik değil, sükûnettir.
rol yapmak değil, karakterdir.
Pedagojik açıdan da bu böyledir. Çocuklar nasihatten çok hâle bakar. Baba evde vakarlıysa, anne duruşuyla güven veriyorsa, öğretmen sınıfta ölçülü ve net ise; söz zaten yerini bulur. Çünkü model olma, sözle değil hâlle gerçekleşir.
Sonuç olarak:
Gerçek güç, kendini kontrol edebilme gücüdür.
Gerçek etki, güven üretme kapasitesidir.
Gerçek karizma ise ahlâklı bir duruşun tabii sonucudur.
İçi ile dışı bir olan insanın sözü etkili olur.
İçimiz bir dışımız bir, sözümüz hep doğru,duruşumuz vakur olması dileğiyle.
Her şey bütünün hayrına olsun.
Eyvallah.

























































Yorum Yazın