Kore Yarımadası’ndan Orta Doğu’ya: ABD’nin Askerî Yeniden Dengelenmesi, Kapasite Aşınması ve Türkiye’nin Yükselen Stratejik Önemi
İsmail CİNGÖZ
Uluslararası Siyaset Uzmanı
Öz
Bu çalışma, ABD’nin Güney Kore ile ortak askerî tatbikatları azaltma kararı üzerinden Washington’un küresel askerî önceliklerinde yaşanan yeniden dengelenmeyi incelemektedir. ABD’nin aynı anda Hint-Pasifik, Avrupa ve Orta Doğu’da yüksek yoğunluklu askerî angajman sürdürmesinin; personel, bakım, lojistik, mühimmat ve platform kullanılabilirliği üzerinde artan baskı oluşturduğu ortaya konulmaktadır. İran merkezli krizler nedeniyle Amerikan askerî kaynaklarının yeniden Orta Doğu’ya yönelmesi, Washington’un müttefiklerinden daha fazla güvenlik yükü paylaşımı talep ettiğini göstermektedir. Bu dönüşüm, Türkiye’nin jeopolitik konumu, NATO üyeliği, gelişen savunma sanayii ve bölgesel güvenlik üretme kapasitesi nedeniyle stratejik önemini artırmaktadır. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması ile Türk Devletleri Teşkilatı bünyesinde gelişen savunma ve güvenlik iş birliği de bölgesel aktörlerin daha fazla sorumluluk üstlendiği yeni güvenlik mimarisinin örnekleri olarak değerlendirilmektedir. Çalışma, ABD’nin dünyadan çekilmediğini; ancak küresel güvenlik sorumluluklarının giderek daha fazla bölgesel ortaklar arasında paylaştırıldığı bir döneme girildiğini savunmaktadır.
Anahtar Kelimeler: ABD Askerî Stratejisi, Türkiye, Orta Doğu, Güvenlik Mimarisi, Türk Dünyası.
1. Giriş
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’ın Pentagon’a Güney Kore ile gerçekleştirilen ortak askerî tatbikatların önemli ölçüde azaltılması yönünde talimat vermesi, ilk bakışta Kore Yarımadası’na özgü taktik bir karar olarak görülebilir. Ancak karar, Trump yönetiminin bölgesel güvenlik yükünün müttefikler ve bölge ülkeleri tarafından daha fazla paylaşılması yönündeki yaklaşımıyla doğrudan örtüşmektedir. Nitekim karar, 17 Ağustos 2026’da başlayan ve başlangıçta 27 Ağustos’a kadar sürmesi planlanan, yaklaşık 18 bin Güney Kore askerinin katıldığı Ulchi Freedom Shield tatbikatına doğrudan yansımıştır. ABD ve Güney Kore, 19 Ağustos itibarıyla tatbikatın süresini 11 günden 5 güne indirerek 21 Ağustos’ta sona erdirilmesi konusunda anlaşmış; bazı müşterek saha eğitimlerinin azaltılması, iptal edilmesi veya simülasyona dönüştürülmesi kararlaştırılmıştır. Trump, tatbikatların yüksek maliyetine dikkat çekerken Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile ilişkilerini vurgulamış ve Güney Kore’nin İran konusunda Washington’un beklentilerine yeterli karşılık vermemesini de eleştirmiştir.[1][2]
Bu gelişmeyi yalnızca ABD-Kuzey Kore ilişkileri veya Güney Kore ile tatbikatların azaltılması üzerinden değerlendirmek eksik kalacaktır. Daha temel mesele, Washington’un giderek karmaşıklaşan güvenlik ortamında sınırlı askerî kaynaklarını hangi coğrafyalara ve tehditlere öncelik vererek tahsis edeceğidir.
2. ABD Dünyadan Çekilmiyor; Önceliklerini Yeniden Dağıtıyor
Soğuk Savaş sonrasında ABD; Avrupa, Orta Doğu ve Hint-Pasifik’te aynı anda yüksek seviyede askerî varlık sürdürebilen başat küresel güç olarak öne çıkmıştır. Bugün ise Washington, Çin’in Hint-Pasifik’te yükselen askerî kapasitesini dengelemeye çalışırken Rusya’nın Avrupa güvenliğine oluşturduğu baskı, Kuzey Kore’nin nükleer ve balistik füze programı ve İran merkezli Orta Doğu krizleriyle eş zamanlı olarak karşı karşıyadır.
Bu çok cepheli baskının dikkat çekici örneklerinden biri USS George Washington uçak gemisinin Orta Doğu’ya yönlendirilmesidir. İran savaşı kapsamında uzun süredir bölgede bulunan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Pasifik’ten ayrılması, Batı Pasifik’in geçici olarak Amerikan uçak gemisi varlığından yoksun kalmasına yol açmıştır.[3]
USS Abraham Lincoln’ün uzayan görevi de operasyonel yükün boyutunu göstermektedir. Yaklaşık 5 bin denizci ve deniz piyadesi taşıyan geminin 200 günü aşkın süre liman ziyareti yapmadan denizde kalması; personel yorgunluğu, yaşam koşulları, lojistik ve psikolojik etkiler konusunda tartışmalara neden olmuştur.[4]
Ortaya çıkan tablo, ABD askerî gücünün ani veya mutlak bir gerilemesinden çok, küresel taahhütlerle kullanılabilir operasyonel kapasite arasındaki makasın genişlediğine işaret etmektedir. ABD hâlâ dünyanın en güçlü askerî aktörlerinden biridir; ancak aynı anda farklı coğrafyalarda uzun süreli ve yüksek yoğunluklu askerî angajmanı sürdürmenin maliyeti giderek artmaktadır.
3. Amerikan Askerî Kapasitesinde Aşınma İşaretleri
Bu değerlendirmeyi Amerikan resmî kurumlarının verileri de desteklemektedir.
ABD Hükümet Hesap Verebilirlik Ofisi’nin (U.S. Government Accountability Office/GAO) Haziran 2026 tarihli raporuna göre F-35 filosunun herhangi bir görevi yerine getirebilir durumda bulunduğu zamanı ifade eden “mission capable rate”, 2021 mali yılında %67 iken 2025’te %44’e gerilemiştir. Uçağın bütün görevlerini yerine getirebilirliğini gösteren “full mission capable rate” ise aynı dönemde %38’den %25’e düşmüştür.[5]
Benzer sorunlar ABD Hava Kuvvetlerinde de görülmektedir. GAO’nun Mayıs 2026 tarihli raporu, bakım merkezlerindeki gecikmelerin 2019’dan itibaren belirgin biçimde arttığını ve bu durumun uçakların eğitim ve operasyonlarda kullanılabilirliğini azalttığını ortaya koymaktadır.[6]
ABD Donanmasındaki sorun ise daha yapısal bir görünüm arz etmektedir. GAO’nun Şubat 2025 tarihli çalışmasına göre gemi inşa bütçesi 2004’ten itibaren reel olarak yaklaşık iki katına çıkmasına rağmen, 2026 itibarıyla donanmadaki gemi sayısının 2003 seviyesinin anlamlı ölçüde üzerine çıkması beklenmemektedir. Ağustos 2022 itibarıyla yüzey gemilerindeki ertelenmiş bakım işlerinin 2,3 milyar dolara ulaşması da dikkat çekicidir.[7] Kongre Bütçe Ofisi’nin Aralık 2025 değerlendirmesinde ise destroyerler ve amfibi savaş gemilerinin büyük bakım faaliyetlerinin planlanandan sıklıkla %20 ila %100 daha uzun sürdüğü ve gecikmelerin operasyonel hazırlığı sınırladığı belirtilmektedir.[8]
Dolayısıyla sorun yalnızca bütçe büyüklüğü değildir. Gemi üretim kapasitesi, bakım altyapısı, mühimmat üretim hızı, personel üzerindeki operasyonel yük ve farklı stratejik bölgelerde eş zamanlı kuvvet bulundurma zorunluluğu birbirini besleyen baskılar yaratmaktadır. Günümüz savaş ortamında askerî gücün büyüklüğü kadar bu gücün ne ölçüde göreve hazır ve sürdürülebilir olduğu da belirleyicidir.
Bu nedenle Amerikan askerî gücündeki mevcut durumu “çöküş” kavramıyla değil, kullanılabilir kapasite üzerindeki artan baskı üzerinden tanımlamak daha isabetlidir.
4. Orta Doğu Yeniden Amerikan Stratejisinin Merkezinde
Uzun süredir Amerikan stratejisinin ağırlık merkezinin Hint-Pasifik’e kayacağı ve Orta Doğu’daki askerî angajmanın azaltılacağı öngörülmekteydi. Ancak 2026’daki gelişmeler bu beklentinin en azından kısa ve orta vadede bütünüyle gerçekleşmediğini göstermektedir.
İran merkezli askerî kriz, Hürmüz Boğazı’nın güvenliği, Kızıldeniz-Babülmendep hattındaki istikrarsızlık, enerji arzı ve İsrail-Körfez güvenlik denklemi Washington’u yeniden önemli ölçüde Orta Doğu’ya yöneltmiştir. USS Abraham Lincoln’ün ardından USS George Washington’ın da bölgeye kaydırılması bu yönelimin en görünür göstergelerinden biridir.[9]
Buradaki stratejik ikilem açıktır: ABD, Çin’i uzun vadeli temel rakibi olarak değerlendirirken kısa ve orta vadeli krizler nedeniyle Hint-Pasifik’te ihtiyaç duyduğu askerî kaynakların bir bölümünü Orta Doğu’ya aktarmak zorunda kalmaktadır. Bu durum Çin açısından belirli ölçüde hareket alanı yaratırken Japonya, Güney Kore ve Avustralya gibi Amerikan ortaklarında güvenlik yükünün gelecekte nasıl paylaşılacağı sorusunu da gündeme getirebilir.
Trump’ın Güney Kore’yi İran konusunda yeterli destek sağlamamakla eleştirmesi bu bakımdan önemlidir.[10] Washington’un beklentisi artık müttefiklerinin yalnızca kendi bölgelerinin savunmasına katkı sunmasıyla sınırlı değildir. Amerikan küresel stratejisinin gerektiğinde başka coğrafyalardaki maliyetlerine de ortak olmaları istenmektedir.
Yeni Amerikan ittifak yaklaşımının giderek belirginleşen yönü, güvenlik garantisi ile askerî, ekonomik ve siyasi yük paylaşımı arasındaki bağın güçlenmesidir.
Bununla birlikteABD’nin Orta Doğu’daki askerî varlığını ve güvenlik politikasını değerlendirirken İsrail faktörünü ayrı tutmak mümkün değildir. Washington bölgedeki askerî yükünü azaltmak veya daha fazla sorumluluğu müttefiklerine devretmek istese dahi, İsrail’in güvenliğini ciddi biçimde riske atabilecek bir güç boşluğunu kabullenmesi beklenmemelidir. Bu nedenle İran’ın askerî kapasitesi, füze ve insansız hava aracı tehdidi ile bölgedeki silahlı aktörlerin faaliyetleri, Amerikan stratejisinin Orta Doğu’dan bütünüyle uzaklaşmasını sınırlayan başlıca unsurlar arasında yer almaktadır. Başka bir ifadeyle ABD’nin yeni güvenlik yaklaşımı bölgeden çekilmekten çok, İsrail’in güvenliğini koruyacak askerî caydırıcılığı muhafaza ederken güvenlik yükünün daha büyük bölümünü bölgesel ortaklarla paylaşmaya yönelmektedir.[11]
5. Türkiye’nin Stratejik Değeri Neden Artıyor?
Küresel askerî kaynakların yeniden dağıtıldığı bu ortam Türkiye’nin stratejik önemini artırmaktadır. Türkiye; Balkanlar, Karadeniz, Kafkasya, Doğu Akdeniz, Orta Doğu ve Türkistan/Orta Asya güvenlik kuşaklarına aynı anda temas edebilen ender NATO ülkelerinden biridir.
NATO da Türkiye’nin 1952’den itibaren İttifak’ın güneydoğu kanadındaki stratejik rolünü açık biçimde vurgulamaktadır. 2026 NATO Zirvesi’nin Ankara’da gerçekleştirilmesi de Türkiye’nin İttifak içerisindeki jeopolitik ağırlığının görünür örneklerinden biri olmuştur.[12][13]
Bununla birlikte Türkiye’nin yeni dönemdeki değerini yalnızca coğrafyası veya NATO üyeliği üzerinden açıklamak yetersizdir. Son yıllarda insansız sistemlerden füzelere, elektronik harpten deniz platformlarına kadar genişleyen millî savunma sanayii kapasitesi, Ankara’ya yalnızca askerî değil, dış politikada da yeni hareket alanları kazandırmaktadır.
ABD gibi küresel güçlerin dahi kuvvet üretme ve çok sayıda bölgede sürekli askerî varlık bulundurma konusunda baskıyla karşılaştığı bir dönemde bu kapasite ayrı bir önem taşımaktadır. Yeni güvenlik ortamında stratejik değer yalnızca önemli bir coğrafyada bulunmakla değil, o coğrafyada güvenlik üretebilmekle ölçülecektir.
Türkiye’nin önündeki fırsat da burada ortaya çıkmaktadır.
6. Mekke Anlaşması ve Bölgesel Güvenlikte Yeni Dönem
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos 2026’da imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, küresel güvenlik yükünün yeniden paylaşılması bağlamında özel bir önem taşımaktadır. Taraflardan birine yönelik silahlı saldırının bütün taraflara yapılmış kabul edilmesi prensibine dayanan anlaşmanın kolektif savunma niteliği dikkat çekmektedir. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da bu yönüyle düzenlemenin teknik açıdan NATO’nun 5. maddesine benzediğini ifade etmiştir.[14]
Açıklanan ayrıntılara göre üç ülke arasında savunma ve dışişleri bakanları ile askerî komuta kademelerini kapsayan siyasi ve askerî mekanizmaların kurulması; kara, deniz ve hava kuvvetlerinin yanı sıra hava savunması ve insansız sistemleri içeren ortak tatbikatların geliştirilmesi; savunma sanayiinde ortak üretim ve teknoloji iş birliğinin artırılması öngörülmektedir.[15]
Güney Kore’deki gelişmeler ile Mekke Anlaşması birlikte değerlendirildiğinde daha geniş bir eğilim görünür hâle gelmektedir. ABD’nin her bölgedeki güvenlik yükünü tek başına taşımak istemediği ve küresel taahhütlerinin operasyonel kapasite üzerinde giderek daha fazla baskı oluşturduğu bir ortamda bölgesel aktörler kendi güvenlik mekanizmalarını geliştirmeye yönelmektedir.
Bu açıdan Mekke Anlaşması yalnızca üç ülke arasındaki askerî iş birliği belgesi değildir. Aynı zamanda ABD merkezli güvenlik sisteminin bütünüyle ortadan kalkmadığı, ancak bölgesel güçlerin daha fazla sorumluluk üstlendiği çok katmanlı bir güvenlik mimarisine doğru evrildiğinin işaretlerinden biri olarak görülebilir.
7. Türk Dünyası Bu Dönüşümün Neresinde?
Küresel güvenlik mimarisindeki değişim Türk dünyasını da doğrudan ilgilendirmektedir. Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan başta olmak üzere Türk devletleri; Rusya, Çin, İran, Afganistan ve Güney Asya’nın kesiştiği geniş Avrasya coğrafyasında yer almaktadır. Bu nedenle Hint-Pasifik veya Orta Doğu’da gerçekleşen bir Amerikan askerî kayması dahi Kafkasya ve Türkistan/Orta Asya’daki güç dengelerine dolaylı biçimde yansıyabilir.
Türk Devletleri Teşkilatı’nın (TDT) ekonomik ve kültürel iş birliğinin yanında güvenlik ve savunma sanayii konularına daha fazla yer vermeye başlaması bu açıdan önemlidir. 23 Temmuz 2025’te İstanbul’da gerçekleştirilen TDT Savunma Sanayii Kurum Başkanları Birinci Toplantısı’nda savunma sanayiinde çok taraflı iş birliği için yeni bir platform oluşturulmasının Türk devletlerinin güvenliğine katkı sağlayacağı vurgulanmıştır.[16]
2025 Gebele Zirvesi’nin temasının “Bölgesel Barış ve Güvenlik” olarak belirlenmesi de güvenlik boyutunun TDT gündemindeki ağırlığının arttığını göstermektedir.[17] Bununla birlikte TDT’nin kısa vadede NATO benzeri askerî bir ittifaka dönüşeceğini öngörmek gerçekçi değildir. Üye devletlerin Rusya, Çin, Batı ve diğer bölgesel aktörlerle farklı güvenlik ve ekonomik ilişkileri bulunmaktadır.
Daha uygulanabilir seçenek; savunma sanayii, siber güvenlik, sınır güvenliği, askerî eğitim, insansız sistemler, istihbarat paylaşımı ve kritik altyapıların korunması gibi alanlarda aşamalı stratejik koordinasyon geliştirilmesidir.
Bu yaklaşımın ekonomik ve lojistik ayağını Orta Koridor oluşturmaktadır. TDT’nin 12-15 Ocak 2026’da Viyana’da düzenlediği Türk Haftası kapsamında gerçekleştirilen üst düzey yuvarlak masa toplantısında da Orta Koridor’un Asya ile Avrupa arasındaki bağlantı, ticaret ve altyapı bütünleşmesi bakımından artan önemi vurgulanmıştır.[18]
Türk dünyasının geleceğinde ulaştırma ve güvenlik koridorlarını birbirinden ayrı değerlendirmek giderek zorlaşacaktır. Enerji hatları, demiryolları, limanlar ve ticaret güzergâhları geliştikçe bunların güvenliğini sağlayacak siyasi ve stratejik iş birliği ihtiyacı da artacaktır.
8. Amerikan Hegemonyasından Bölgesel Sorumluluğa
Trump’ın Güney Kore ile ortak askerî tatbikatların azaltılmasına ilişkin kararı, tek başına Amerikan küresel stratejisinde köklü bir dönüşüm yaşandığını kanıtlamaz. Ancak bu karar; Pasifik’teki uçak gemilerinin Orta Doğu’ya kaydırılması, uzun konuşlandırmaların personel üzerindeki etkileri, F-35 filosunun hazırlık oranlarındaki gerileme, Hava Kuvvetlerindeki bakım gecikmeleri ve donanmanın üretim-bakım sorunlarıyla birlikte değerlendirildiğinde daha geniş bir eğilimin parçası hâline gelmektedir.
ABD dünyadan çekilmemekte ve askerî üstünlüğünü bir anda kaybetmemektedir. Buna karşılık Washington’un her coğrafyada aynı anda aynı yoğunlukta askerî güç üretmesi giderek daha maliyetli ve zor hâle gelmektedir. Bunun doğal sonucu, müttefiklerden daha fazla sorumluluk üstlenmelerinin istenmesidir. Avrupa açısından bu, daha yüksek savunma harcamaları; Japonya ve Güney Kore açısından daha fazla askerî sorumluluk; Körfez ülkeleri açısından bölgesel güvenlik mekanizmaları; Türkiye açısından ise daha geniş bir stratejik hareket alanı anlamına gelmektedir.
9. Sonuç
Kore Yarımadası’ndaki bir askerî tatbikat tartışmasının Orta Doğu ve Türk dünyasıyla ilişkilendirilebilmesi, 21. yüzyıl güvenlik sisteminin bölgeler arasında giderek daha güçlü bağlar kurduğunu göstermektedir.
Pasifik’ten Orta Doğu’ya kaydırılan bir Amerikan uçak gemisi yalnızca iki bölge arasındaki askerî dengeyi değil, müttefiklerin Washington’dan beklentilerini de etkileyebilmektedir. İran konusunda Güney Kore’nin tutumunun ABD-Seul ilişkilerine yansıması veya Amerikan askerî kaynaklarının Orta Doğu’ya yönelmesinin bölgesel güvenlik arayışlarını hızlandırması aynı stratejik tablonun parçalarıdır.
Türkiye bu dönüşüm içerisinde NATO üyeliği, jeopolitik konumu, gelişen savunma sanayii, Orta Doğu’daki ilişkileri ve Türk dünyasıyla kurduğu bağlar sayesinde özel bir konuma sahiptir.
Ankara açısından izlenmesi gereken yol Batı’dan kopmak ya da tek yönlü biçimde Doğu’ya yönelmek değildir. NATO içerisindeki konum, millî askerî kapasite, savunma sanayii, Orta Doğu’daki bölgesel ilişkiler ve Türk dünyasıyla stratejik bütünleşme birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısı olarak değerlendirilmelidir; çünkü yeni uluslararası sistemde belirleyici unsur yalnızca devletlerin sahip oldukları askerî güç miktarı değildir. Asıl mesele, bu gücün kaç farklı coğrafyada, ne kadar süreyle ve ne ölçüde sürdürülebilir biçimde kullanılabildiğidir.
ABD’nin karşı karşıya bulunduğu temel sorun da askerî gücünü kaybetmesinden ziyade, küresel sorumluluklarının kullanılabilir askerî kapasitesi üzerinde giderek artan bir baskı oluşturmasıdır. Türkiye ve Türk dünyası açısından ortaya çıkan stratejik alan tam da burada genişlemektedir.
Dünya yeniden paylaşılmıyor; güvenlik sorumlulukları yeniden dağıtılıyor. Türkiye için asıl fırsat, bu yeniden dağılımın yalnızca takipçisi değil, kurucu aktörlerinden biri olabilmektir.
İsmail CİNGÖZ: Uluslararası Siyaset Uzmanı; Kapadokya Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Doktora Öğrencisi; BULTÜRK Ankara Temsilcisi; TDPB Basın Kulübü Başkanı. [email protected]
Dipnotlar
[1] Reuters, “Trump orders Pentagon to cut back military exercises with South Korea”, 16.08.2026. https://www.reuters.com/world/china/trump-instructs-pentagon-reduce-military-exercises-with-south-korea-2026-08-16/ (Erişim Tarihi: 17.08.2026)
[2] Reuters, “US, South Korea to cut length, scope of military drills after Trump order”, 18.08.2026. https://www.reuters.com/3fec1b0a85a0/world/asia-pacific/north-korea-denounces-us-south-korea-joint-military-drills-kcna-says-2026-08-18/ (Erişim Tarihi: 19.08.2026)
[3] Associated Press, “US pulls last aircraft carrier in Asia as Trump focuses on Iran and the Western Hemisphere”, 15.08.2026. https://apnews.com/article/87cfb838de8c13464fa3cab1840ad87d (Erişim Tarihi: 17.08.2026)
[4] Reuters, “Trump says USS Abraham Lincoln deployment ‘not nearly long enough’”, 14.08.2026. https://www.reuters.com/world/us/trump-says-uss-abraham-lincoln-deployment-not-nearly-long-enough-2026-08-14/ (Erişim Tarihi: 17.08.2026)
[5] U.S. Government Accountability Office (GAO), F-35 Sustainment: Actions Needed to Ensure Updated Strategy Improves Persistent Readiness Challenges, GAO-26-108113, 11.06.2026. https://www.gao.gov/products/gao-26-108113 (Erişim Tarihi: 17.08.2026)
[6] U.S. Government Accountability Office (GAO), Air Force Readiness: Actions Needed to Address Depot Maintenance Delays and Staffing Challenges, GAO-26-107890, 14.05.2026. https://www.gao.gov/products/gao-26-107890 (Erişim Tarihi: 17.08.2026)
[7] U.S. Government Accountability Office (GAO), Shipbuilding and Repair: Navy Needs a Strategic Approach for Private Sector Industrial Base Investments, GAO-25-106286, 27.02.2025. https://files.gao.gov/reports/GAO-25-106286/index.html (Erişim Tarihi: 17.08.2026)
[8] Congressional Budget Office (CBO), Maintenance Delays for Conventional Navy Ships, 10.12.2025. https://www.cbo.gov/publication/61940 (Erişim Tarihi: 17.08.2026)
[9] Associated Press, “US pulls last aircraft carrier in Asia as Trump focuses on Iran and the Western Hemisphere”, 15.08.2026. a.g.h.
[10] Reuters, “Trump orders Pentagon to cut back military exercises with South Korea”, 16.08.2026. a.g.h.
[11] The White House, Report on the Legal and Policy Frameworks for the United States’ Use of Military Force and Related National Security Operations, 2026. https://www.whitehouse.gov/wp-content/uploads/2026/02/Use-of-Military-Force-and-Related-National-Security-Operations.pdf (Erişim Tarihi: 17.08.2026)
[12] NATO, “Notes on the host: Türkiye and NATO over the years”, 07.07.2026. https://www.nato.int/en/news-and-events/articles/nato-stories/2026/07/01/notes-on-the-host-turkiye-and-nato-over-the-years (Erişim Tarihi: 17.08.2026)
[13] NATO, “Secretary General on the Ankara Summit: NATO delivers”, 08.07.2026. https://www.nato.int/en/news-and-events/articles/news/2026/07/08/secretary-general-on-the-ankara-summit-nato-delivers (Erişim Tarihi: 19.08.2026)
[14] Reuters, “Turkey, Pakistan, Saudi Arabia defence pact technically same as NATO’s Article 5, Turkish minister says,” 08.08.2026. https://www.reuters.com/world/asia-pacific/turkey-pakistan-saudi-arabia-defence-pact-technically-same-natos-article-5-2026-08-08/ (Erişim Tarihi: 17.08.2026)
[15] Reuters, “Turkey lays out plans for defence pact with Pakistan and Saudi Arabia”, 13.08.2026. https://www.reuters.com/world/asia-pacific/turkey-pakistan-saudi-arabia-will-form-political-military-mechanisms-coordinate-2026-08-13/ (Erişim Tarihi: 17.08.2026)
[16] Organization of Turkic States (OTS), “The 1st Meeting of the Heads of Defense Industry Institutions of the OTS was held in Istanbul”, 23.07.2025. https://turkicstates.org/en/news/the-1st-meeting-of-the-heads-of-defense-industry-institutions-of-the-ots-was-held-in-istanbul (Erişim Tarihi: 17.08.2026)
[17] Organization of Turkic States (OTS), “The 12th Summit of the Organization of Turkic States Convened in Gabala, Azerbaijan”, 07.10.2025. https://turkicstates.org/en/news/the-12th-summit-of-the-organization-of-turkic-states-convened-in-gabala-azerbaijan (Erişim Tarihi: 17.08.2026)
[18] Organization of Turkic States (OTS), “Turkic Week in Vienna Strengthens the Turkic World's Global Visibility and Multilateral Engagement”, 19.01.2026. https://turkicstates.org/en/news/turkic-week-in-vienna-strengthens-the-turkic-worlds-global-visibility-and-multilateral-engagement (Erişim Tarihi: 17.08.2026)
























































Yorum Yazın