Reklamı Geç
Tunas İnşaat
Çelik Sigorta
Asi Künefeleri
Beyza İnşaat
Nizamettin DURAN

Nizamettin DURAN

Mail: [email protected]

Tefekkür Dünyasının Kahramanı!

Tefekkür Dünyasının

Kahramanı!

 

 

Cemil Meriç’in hayatının son demlerini ben hep ibretle takip etmişimdir. Onun son dönemlerine tanıklık edenler ise, durumuna daha yakından muttali oldukları bir hakikattir. Bu bakımdan eminim ki, bu ibretengiz hayatın karşısında onların şaşkınlıkları çok daha büyük olmuştur. Çünkü felç geçirip, bakıma muhtaç bir vaziyette koltuğa mahkûm olan bu fikir devinin durumu, akıllara durgunluk verdiği gibi onu tanınmaz hale getirmiştir. Hayatı mücadelelerle geçen, insanı yüceltmeyi ilke edinmiş, menfaat için eğilip bükülmeyi onursuzluk saymış, o kendini beğenmiş mağrur Batı’ya ve Batı’nın sahte bilim adamlarına karşı, bilim alanında korakor mücadele etmiş, onların karşısında hiçbir zaman eğilmemiş, komplekslere girmemiş, ruhuyla, cismiyle fikirleriyle ve bütün değerleriyle hep dik durmuş olan bu büyük varlığın titrek hali, elbette şaşırtıcı gelmiştir ve gelecektir. Düşünce arenasındaki bu savaşçının durumu ibret alanlar için elbette manidardır. İşte Cemil Meriç’in bu vaziyeti bizlere şu kahramanın halini hatırlatmıştır/hatırlatmaktadır:

Savaş alanlarını düşmanlarına dar eden Allah’ın Kılıcı Halid bin Velid… Mekke ordusunda iken, savaş dehasıyla Uhud’da mağlup giden savaşı lehine çeviren, Mute Savaşında, engin savaş bilgisiyle kendilerinden kat kat üstün Bizans ordusuna karşı yaptığı manevralarla psikolojik üstünlük sağlayarak, düşmanı darmadağın eden büyük Komutan… Muharebe meydanlarına sığmayan cengâver… Hayatının sonlarına doğru yatağında hasta bir şekilde yatarken, kendi kendine şu mealdeki sözleri mırıldanmıştı:

“Sen! Halid b. Velid, elinde kılıcıyla düşmana aman veremeyen savaşçı! Sen, savaş alanlarını düşmanlara dar eden muharip, sen savaşarak şehit düşüp ölecekken, böyle miskin miskin, hasta yatağında ölümü bekleyecek adam mıydın? Korkakların gözleri uyku görmesin!” (Hayreddin Karaman, Bekir Topaloğlu, Arap Dili ve Edebiyatından Tercümeler, İstanbul: Elif Ofset, 1980, s. 21; Mahmut Hakkı, Hz. Halid Bin Velid, Ankara: Elif Yayınevi, Elif Matbaacılık, 1972, s.197) Başka bir kaynakta da konu, şöyle geçmektedir: “Şu kadar savaşta bulundum. Vücudumda kılıç, mızrak, ok yarası bulunmayan bir tek karış yer yoktur. Fakat görüyorsunuz ki, develer gibi yatağımda ölüyorum. Korkaklar dünyada rahat yüzü görmesin!” (Hayâtü’s-Sahâbe, 1: 418 (http://www.resulullah.org/halid-bin-velid-ra)

Evet, ikisinin de kaderi aynıydı.

Biri muharebe meydanlarının savaşçısı… Diğeri de düşüncenin… Her ikisi de yatakta ve yatağa mahkûm, ölümü beklemekte…

Kızı ve her şeyi Ümit Meriç anlatıyor: Ölüm zamanı yaklaştığında, ölümden korkar bir hal alınca kızına, “Galiba ben ölüyorum!..” dedi. “Korkuyor musun babacığım?” diye sordum. “Evet” dedi. “Korkma babacığım! Ölüm senin için bir başka hal alacaktır!” dedim. “Nasıl?” diye sordu. “Sen görmüyorsun, ölünce görmeyen bedenin, ruhundan ayrılınca sen görmeye başlayacaksın” dedim. “Sahi mi Ümit?” dedi. Ona dikkatle bakıyordum. Tereddüdünden değil, benim olayı idrakimden dolayı öyle dedi ve yarı beline kadar doğruldu.” (Ümit Meriç, 31.10. 2008, Hatay Kültür Merkezi Konuşmasından)

Demek ki her şey fani… Her şey yok olucu. Geride sadece bir hakikat var, o da insanın ardından bıraktığı eserleridir… Onu her vesileyle minnetle, şükranla ve rahmetle anıyoruz.

Komagene

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar
Abone Ol HİT