Enkazın Altında Kalan Sadece Binalar Değildi, Vicdanımızdı
Bu yazı, yıkılan binalardan çok daha fazlasını anlatıyor. Bir şehrin zorlanan nefesini,çatlayan vicdanını ve sessizce büyüyen korkusunu… Çünkü bazı felaketler bittiğinde enkaz kalkar; ama geride kalanlar, asıl yıkımın o zaman başladığını çok iyi bilir.
Yürek yakan hikâyelerle dolu bir şehirde nefes alıp verememenin ne demek olduğunu hangimiz tam olarak anlatabilir ki? Yıkık binaların ortaya saçtığı o ağır tozu mu anlatayım; bazılarının şoförlerinin yaşı bile tutmayan, hatta ehliyetsiz olduğu hafriyat kamyonlarının kural tanımaz sürüşlerinin içimize düşürdüğü kaza korkusunu mu… Yoksa her geçen gün biraz daha bencilleşen bir toplum hâline gelişimizi mi?
Yirmi bir metrekarelik bir konteynerden çıkıp yeni evine yerleşmeye hazırlanan güzel insanımızın heyecanını anlatmak isterdim belki. Ama o heyecanın tam ortasında, kaybettiklerini hatırladığında yüzüne çöken hüznü görmezden gelmek mümkün mü? Ya da yok olmaya yüz tutmuş sabrımızın, bizi her gün yeniden sınamasını…
Sayabildiklerim yüzlercesinin yalnızca birkaçı. Peki ya sayamadıklarım?
Bu kadim şehirde yaşayan her bireyin, aldığı her nefeste zorlandığı en az bir an mutlaka olmuştur. Evet, bina yapımında hızlıyız. Bunun artısı, evsiz kalan canlarımızın çabucak yeni yuvalarına kavuşmasıdır. Ama eksisi ; ki maalesef vardır, o binalarda yapılan işçi ya da müteahhit hatalarının, eksiklerin ne kadar titizlikle giderildiğidir.
Bir ülkeyi güvenli yapan şey yalnızca binaların ayakta durması değildir. Güvenli ülke; kuralların kâğıt üzerinde değil hayatta karşılık bulduğu, insan hayatının hızdan, paradan ve ihmalkârlıktan daha değerli görüldüğü ülkedir. Güvenli ülke; kamyonun freni kadar vicdanın da çalıştığı yerdir.
Umuyoruz ki bu yıkım bizlere gerekli insanlık derslerini vermiştir. Çünkü yerle bir olan sadece binalarımız değildi. Ruh sağlığımız hâlâ enkaz altında. Depremin gerçek etkileri ise yeni yeni gün yüzüne çıkmaya başladı.
Peki biz ne zaman adam oluruz? İhmali kader saymaktan vazgeçtiğimizde…
Sorumluluğu başkasına atmadan önce aynaya baktığımızda… Ve bir kişinin bile canını “olur böyle şeyler” diyerek geçiştirmediğimiz gün.
İşte o gün, bu şehir de bu ülke de gerçekten nefes almaya başlayacak.
Murat KONDAKCI

























































Yorum Yazın