“YA YARIN YOKSA?”
"Anlar" gelir ve geçer...
Bu, yaşamın değişmez yasasıdır. Ancak asıl sanat, o anı sadece izlemek değil; ona dokunabilmek, onu soluyabilmektir. Biz ise ne yazık ki anı harcama, yani onun "canını okuma" konusunda ustayızdır. Yarın korkusu, geçim derdi ve bitmek bilmeyen bahaneler... Hepsi birer prangadır aslında.
Mantık bize "sonrasını düşün" derken, duygularımız hürriyet ister. Carpe Diem; işte o duyguların prangasını çözme cesaretidir. Bir ölçüde gözü karartabilmek, risk alabilmektir. Çünkü anı yaşayabilmek, zamanı durdurabilme becerisidir.
Çoğu zaman "O üzülmesin, bu kırılmasın" derken, sevgiyi bir tür emperyalizme dönüştürür, hayatımızı başkalarına teslim ederiz. "Yaşamak zorunda olduklarımız"dan, "yaşamak istediklerimize" yer kalmaz. Hep bir "Yarın..." deriz. Peki ya, ya o yarın hiç gelmezse?
Anı ıskalamak, özünde koca bir pişmanlık biriktirmektir. Carpe Diem ise bu pişmanlığı en aza indirme çabasıdır. Tıpkı bir denizin yüzeyi dalgalıyken dibinin dingin kalması gibi; zihni boşaltıp o ana teslim olmaktır mutluluk.
Unutmayın; kendi mutsuz olan, başkasını mutlu edemez. Mutsuz bir birey, mutsuz bir dünyanın mimarı olur. Mutluluk, önce kendi ruhunuzu iyileştirmekle başlar.
Bugün, o meçhul "yarınları" beklemeyi bırakın. Şimdinin getirdiği o tek ve eşsiz "an"ı yaşamaya cüret edin.
Murat KONDAKCI

























































Yorum Yazın